Bir millet sadece etten kemikten ibaret değildir.
Asıl belirleyici olan ruhtur.
Ruh varsa anlam vardır. Ruh varsa yön vardır. Ruh varsa tarih yazılır.
“İslamsız Türk, ruhsuz beden gibidir” sözü bu yüzden basit bir ifade değil, tarihî bir hakikatin özetidir.
Türk milleti İslam ile sadece bir inanç değil, bir istikamet kazanmıştır. Dağınık boylardan cihan devleti çıkaran iradenin mayasında bu ruh vardır.
Malazgirt’te, İstanbul’un fethinde, üç kıtaya yayılan adalet düzeninde aynı ruh konuşmuştur.
Türk’ü farklı kılan yalnızca savaş gücü değildir. Asıl fark, o gücün ne için kullanıldığını bilmesidir.
İslam, Türk’ün eline kılıç vermekle kalmamış; o kılıcın ölçüsünü, ahlakını ve hedefini de belirlemiştir.
Ruhsuz güç yıkar.
Ruhla birleşen güç medeniyet kurar.
Bugün asıl soru şudur:
Bir millet kendi ruhundan uzaklaşırsa geriye ne kalır?
Ekonomi olabilir, teknoloji olabilir, kalabalık olabilir… ama anlam olmaz. Hedef olmaz. İstikamet olmaz.
Ruhsuz beden ayakta durur gibi görünür, ama aslında sürüklenir.
Milletler de böyledir.
Bu yüzden mesele sadece geçmişi hatırlamak değil, o ruhu yeniden anlamaktır.
Çünkü tarih açıkça gösterir:
Ruhunu kaybeden milletler önce yönünü, sonra gücünü, en sonunda varlığını kaybeder.
Ve unutulmamalıdır:
Bedeni ayakta tutan kemik değil, ruhtur.
Milleti ayakta tutan ise sadece nüfus değil, inanç ve idealdir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.