Bir millet sadece sınırlarla tarif edilemez.
Haritalar devletleri gösterir; ama milletlerin ruhunu göstermez.
Türk milleti de işte tam burada ayrılır. Çünkü Türk’ün yürüyüşü sadece toprak kazanma yürüyüşü değildir. Onun yürüyüşü aynı zamanda bir anlam, bir dava, bir yük taşıma yürüyüşüdür.
Tarihin derinliklerinden bugüne kadar gelen iki büyük ülkü vardır:
Biri Kelimetullah, diğeri Kızıl Elma.
Kelimetullah, sadece bir inancın adı değildir. O, adaletin, hakkın, nizamın yeryüzünde hâkim olması idealidir. Türk, kılıcını sadece savaşmak için değil; düzen kurmak için kuşanmıştır. Bu yüzden gittiği yere sadece asker değil, kadı da götürmüştür. Çünkü onun derdi yakmak değil, inşa etmektir.
Kızıl Elma ise hiçbir zaman sabit bir hedef olmadı. O, ulaşıldıkça uzaklaşan bir ufuktur. Roma oldu, Viyana oldu, bazen bir şehir oldu, bazen bir hayal… Ama aslında hepsinin ötesinde bir şeydi: Türk’ün inandığı Hak’kın ve hakikatin güçlü kılınması davasına sahip çıkma iradesi.
Bir milletin idealinin bittiği gün, yürüyüşü de biter.
İşte bu yüzden “Türkiye, Türkiye’den ibaret değildir” sözü bir hamaset değil, tarihî bir gerçeğin özetidir. Çünkü Türkiye sadece bir devlet adı değildir; bir hafızadır, bir sorumluluktur, bir etki alanıdır.
Balkanlar’da bir ezan sesi, Orta Asya’da bir dil , Ortadoğu’da bir tarih izi ve kader birliği… Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Bunlar, asırların bıraktığı ayak izleridir.
Bugün mesele şudur:
Bu mirasın farkında mıyız, yoksa sadece İngilizler ve Fransızlar tarafından cetvelle çizilmiş sınır çizgilerine mi bakıyoruz?
Çünkü Türk’ün davası küçülmez. Küçülürse, Türk de küçülür.
Kelimetullah onu yere bağlar, kök verir.
Kızıl Elma ise onu ileri iter, yön verir.
Biri Türkün ruhudur, biri yürüyüşü.
Ve unutulmamalıdır:
Bir millet hem inancını kaybederse hem de idealini unutursa, geriye sadece kalabalık kalır.
Türk milleti kalabalık değildir.
Türk milleti ilahi bir davanın kendisidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.