Satılmış Döner
Yöneticilerin Dijital İzleri Nasıl Okunur?
Bir toplumun geleceğini anlamak için çoğu zaman yanlış yere bakıyoruz. Bütçelere, projelere, binalara, açılışlara odaklanıyoruz. Oysa asıl bakılması gereken yer çok daha derinde: Yöneticilerin zihinsel gündemi.
Çünkü bir ülkenin yarını, onu yönetenlerin bugün neyi konuştuğunda gizlidir.
Bir şehrin geleceğini görmek istiyorsanız yollarına değil, o şehri yönetenlerin hangi konuları gündem yaptığına bakın. Zira insan neyi düşünüyorsa onu konuşur, neyi önemsiyorsa ona zaman ayırır ve en sonunda hayatını da o düşünceler şekillendirir.
Anadolu irfanının “Dervişin fikri neyse zikri de odur” sözü, bugün davranış bilimlerinin ulaştığı noktayı asırlar öncesinden özetlemektedir.
Artık bunun modern adı var: Dijital ayak izi.
İnsanlar yalnızca söyledikleriyle değil, paylaştıklarıyla da kendilerini ele veriyor. Aynı durum yöneticiler için de geçerlidir. Hatta çok daha kritik bir şekilde…
Yöneticiler, dijital ayak izlerine göre de değerlendirilmelidir.
Çünkü bir yöneticinin yıllar içinde neyi paylaştığı;
neyi önemsediğini, hangi konulara odaklandığını, nasıl bir vizyona sahip olduğunu açıkça ortaya koyar.
Bu nedenle yeni bir değerlendirme yaklaşımı kaçınılmazdır:
Yapay zekâ destekli analizlerle;
yöneticilerin dijital içerikleri incelenmeli,
* Kaç paylaşım teknoloji ile ilgili?
* Kaç paylaşım yatırım ve üretim odaklı?
* Kaç paylaşım bilim ve eğitim içeriyor?
* Kaç paylaşım istihdam ve kalkınma ile ilgili?
* Kaç paylaşım yalnızca görünürlük üretmeye yönelik?
Bu veriler şeffaf şekilde raporlanmalıdır.
Çünkü ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.
Tam da bu noktada asıl meseleye geliyoruz:
Yönetenler neyi konuşuyor?
Teknoloji mi?
Bilim mi?
Yatırım mı?
Üretim mi?
Gelecek vizyonu mu?
Yoksa gündem; törenler, ziyaretler, açılışlar ve protokol faaliyetlerinden mi ibaret?
Ve daha kritik bir soru:
Oy verenler hangi projeye oy veriyor?
Çünkü siyaset yalnızca arzdan ibaret değildir; talep de en az arz kadar belirleyicidir. Seçmen neyi ödüllendirirse, siyaset de o yöne evrilir.
Bu noktada en büyük risklerden biri ortaya çıkar:
Takım tutar gibi partizanlık, bir ülkenin geleceği için ciddi bir tehdittir.
Çünkü bu yaklaşımda tercih; projeye ve liyakate göre değil, aidiyete göre yapılır.
Doğru olduğu için değil, “bizden” olduğu için desteklenir.
Yanlış olduğu halde, sırf karşı taraf yaptı diye reddedilir.
Bu durum eleştiri kültürünü zayıflatır, hesap verebilirliği ortadan kaldırır ve liyakati geri plana iter.
Sonuçta kaybeden siyaset değil, doğrudan geleceğin kendisi olur.
Oysa sağlıklı bir demokraside sadakat; kişilere değil, ilkelere ve projelere olmalıdır.
Bugün dünya yeni bir rekabet çağının içindedir. Ülkeler yapay zekâdan uzay ekonomisine, üretim teknolojilerinden lojistik ağlara kadar geniş bir alanda gelecek inşa ediyor.
Böylesi bir dönemde yöneticilerin asli görevi; günü yönetmek değil, geleceği kurmaktır.
Geleceği kurmak; riskleri öngörmeyi, fırsatları yakalamayı, yatırım çekmeyi ve üretim kapasitesi oluşturmayı gerektirir.
Burada temel sorun çoğu zaman kaynak değil, önceliktir.
Çünkü bir sistemi nasıl ölçerseniz, o sistem o yönde gelişir.
Eğer bir yöneticiyi katıldığı etkinliklerle değerlendirirseniz, o yönetici etkinliklere odaklanır.
Ama ürettiği projelerle ölçerseniz, o zaman yön değişir.
Aynı şey seçmen için de geçerlidir.
Sorulması gereken soru nettir:
Biz gerçekten geleceğe mi oy veriyoruz, yoksa yalnızca gördüğümüze mi?
Ve unutulmamalıdır:
Bugünün projeleri yarının temel taşlarıdır.
Vizyon yön verir.
Proje somutlaştırır.
Liyakat güven inşa eder.
Söylem ise ya güçlendirir ya da zayıflatır.
Başarılı bir gelecek; doğru vizyonun, nitelikli projelerin, ehil kadroların ve tutarlı söylemin birleşimiyle kurulur.
Tarih geriye dönüp baktığında; kimlerin konuştuğunu değil, kimlerin inşa ettiğini hatırlayacaktır.
Çünkü geleceği bekleyenler takvime bakar;
geleceği kuranlar vizyonuna.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.