Satılmış Döner
Türkiye’ye Kurulan Tuzak ve F-35 Bilmecesi
Türkiye’nin önünde duran F-35 meselesi artık bir tedarik sorunu değil, doğrudan bir egemenlik testidir. Çünkü konu bir savaş uçağı almak değildir; o uçağın kontrolünü kimin elinde tutacağıdır.
Bugün savaş teknolojisi kökten değişmiştir. Artık belirleyici olan çelik gövde, motor gücü ya da mühimmat kapasitesi değil; yazılım, veri akışı ve sistem kontrolüdür. Bir platformu “güç” yapan şey, onun teknik özellikleri değil, o özellikleri kimin yönettiğidir.
Bu yüzden tartışmayı en yalın haliyle ifade etmek gerekir:
Yazılım kimin elindeyse, gücün gerçek sahibi odur.
F-35 tam da bu gerçeğin somut karşılığıdır. Bu uçak, klasik anlamda bir savaş uçağı değil; uçan bir veri merkezi, ağ merkezli savaşın düğüm noktasıdır. Sensörleri, hedefleme sistemi, elektronik harp kabiliyeti ve veri füzyonu tamamen yazılım kontrollüdür. Ve bu yazılımın mutlak hâkimiyeti üretici ülkenin elindedir.
Peki bu ne anlama geliyor?
Şu anlama geliyor:
Siz o uçağı satın alabilirsiniz, hangarınıza koyabilirsiniz, pilotunuzu eğitebilirsiniz. Ama o uçağın ne zaman, nasıl ve hangi kapasitede kullanılacağı üzerinde tam egemenliğe sahip olmayabilirsiniz.
İşte tartışılması gereken “bilmecenin” özü budur.
Bu durum teorik bir kaygı değildir. Yakın geçmişte yaşanan olaylar, modern sistemlerin kontrol meselesinin ne kadar kritik olduğunu göstermiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yaşanmış örnekleri dikkate alacağını düşünüyorum.
Katar’da Hamas heyeti ile yapılan toplantıya İsrail’in gerçekleştirdiği saldırı, ABD’nin yoğun askeri varlığına ve entegre savunma altyapısına rağmen gerçekleşti. Bu olayın ardından ortaya çıkan soru basitti ama sarsıcıydı:
Bu sistemler gerçekten her koşulda devreye girer mi, yoksa belirli sınırlar içinde mi çalışır?
Benzer şekilde Irak örneği de ders niteliğindedir. Yıllarca milyarlarca dolar harcanarak farklı ülkelerden kurulan hava savunma sistemi, savaş sırasında beklenen etkiyi gösteremedi. Çünkü sistem sahibi olmak ile sistem üzerinde tam kontrol sahibi olmak aynı şey değildir.
İşte Türkiye’nin önüne konan tablo da bundan farklı değildir.
F-35 programı, teknik bir işbirliği gibi sunulsa da gerçekte çok katmanlı bir bağımlılık mekanizmasıdır. Güncellemeler, görev yazılımları, veri linkleri ve sistem entegrasyonu dış kontrol altındadır. Bu da şu ihtimali doğurur:
Kritik bir senaryoda, sistemin performansı teknik sınırlarla değil, politik tercihlerle belirlenebilir.
Bu noktada mesele artık bir savunma tercihi değil, stratejik bir farkındalık meselesidir.
Türkiye şunu açıkça görmek zorundadır:
Eğer bir ülke, kullandığı sistemin yazılımına, veri akışına ve karar mekanizmasına hâkim değilse, o sistem onun değildir.
Ve eğer bu gerçek göz ardı edilirse, ortaya çıkacak sonuç şudur:
Kendi parasını ödediği halde, tam kontrol edemediği bir güç.
Bu bir yatırım değil, kontrollü bir bağımlılıktır.
Dolayısıyla F-35 meselesi bir uçak projesi değil, bir tercih anıdır: Elimizde adı F-35 olan oyuncak savaş uçağı olsun mu olmasın mı?
Kısaca ya başkasının kurduğu sistemin içinde sınırlı bir oyuncu olacaksınız, ya da kendi yerli ve milli sisteminizi kurarak oyunun kurallarını siz belirleyeceksiniz.
Türkiye için asıl soru budur.
Ve bu soru artık ertelenemez.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.