Satılmış Döner

Satılmış Döner

Kutsala Göre Değişen Adalet: Mizah mı, Dokunulmazlık mı?

Türkiye’de artık kimse sadece “mizah” tartışmıyor.
Toplumun asıl sorduğu soru şu:
Aynı söz, aynı üslup, aynı alay…
Neden birine göre suç, diğerine göre sanat?
Son dönemde kamuoyuna yansıyan olaylar bu soruyu daha da büyüttü.
Bir yanda, 5816 sayılı kanun kapsamında Atatürk’e yönelik en küçük saygısızlıkta dahi hızlı soruşturmalar açılıyor, gözaltılar yapılıyor ve mahkemeler gecikmeden devreye giriyor. Bu dosyalarda verilen cezalar çoğu zaman 1 ila 3 yıl arası hapisle sonuçlanabiliyor.
Öte yanda, farklı inanç gruplarına yönelik aşağılayıcı ifadelerde de benzer refleksler görülebiliyor. Aleviliğe yönelik hakaret içeren paylaşımlar nedeniyle açılan davalarda “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan cezalar verildiği biliniyor.
Peki aynı hassasiyet, İslam, Kur’an, Peygamber efendimiz ( sav) söz konusu olduğunda ne kadar net?
Son günlerde sosyal medyada ve sahne performanslarında İslam, Kur’an ve Peygamber Efendimiz hakkında yapılan bazı alçakça saldırı niteliğindeki “sözde mizah” içerikleri büyük tepki çekti. Bu tür içerikler için soruşturma açıldığı, bazı kişiler hakkında gözaltı işlemleri yapıldığı kamuoyuna yansıdı. Ancak bu süreçlerin önemli bir bölümü ya uzun tartışmalara konu oldu ya da “ifade özgürlüğü” başlığı altında değerlendirildi.
Örneğin, kamuoyunda tartışılan bazı stand-up içerikleri ve sosyal medya paylaşımları geniş kitleler tarafından Kur’an-ı Kerim’i, peygamber efendimize (sav) hakaret “aşağılama” olarak görülürken, özellikle sol kesim tarafından açıkça savunuldu:
“Bu sadece mizah., sanat veya düşünce özgürlüğü...”
İşte kırılma noktası tam burada.
Türk Ceza Kanunu 216/3 açık :
Dini değerleri alenen aşağılamak, kamu barışını bozma ihtimali taşıyorsa suçtur.
Ama pratikte tablo farklıdır.
Bir olayda refleks hızlı ve keskin…
Diğerinde tartışmalı ve esnek…
Birinde “hakaret” deniyor…
Diğerinde “sanat özgürlüğü”…
Bu fark, toplumda tek bir algıyı büyütüyor:
Çifte standart.
Oysa hukuk, algıyla değil ilkeyle ayakta kalır.
Ya kutsallar korunur…
Ya da hiçbir kutsal özel koruma görmez…
Ama bir kısmı “dokunulmaz”, diğer kısmı “mizah malzemesi” olursa, bu ne özgürlüktür ne de adalet.
Bu durumun en tehlikeli sonucu ise şudur:
İnsanlar artık neyin suç, neyin serbest olduğunu değil;
kime karşı söylendiğine göre ne olacağını konuşuyor.
Sizde mizah konusu, Atatürk veya Alevilik olunca ayağa kalkan zihniyet hakaret veya dalga konusu Kur’an, İslam veya peygamber efendimiz (sav) olunca “düşünce özgürlüğü, sanat kılıfına” sokuyor. Ancak mızrak çuvala sığmıyor.
Ve bu, bir hukuk devletinin kaldırabileceği bir yük değildir.
Mizah elbette olacak.
Eleştiri elbette olacak.
Ama aşağılamayı özgürlük, seçici korumayı adalet olarak sunarsanız, geriye sadece güvensizlik ve tutarsızlık kalır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla yasak ya da daha fazla serbestlik değil; daha fazla tutarlılık.
Çünkü adalet, herkese eşit uygulanmadığındaartık adalet değildir. Güvensizlik, tutarsızlıktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Satılmış Döner Arşivi