Siz Kimsiniz ve Bu Hakkı Size Kim Veriyor?

Küçük şehirlerin en büyük alışkanlıklarından biri, herkesin birbirinin hayatını biliyor sanması. Kimin ne giydiği, kaç kilo aldığı, çocuğunu nasıl büyüttüğü, evliliğinde ne yaşadığı, neden sustuğu ya da neden konuştuğu... Sanki herkesin hayatı, başkalarının yorum yapabileceği açık bir dosya.
En ilginç tarafı ise kimsenin bu yetkiyi kendisine kimin verdiğini sorgulamaması.
“Ben olsam öyle yapmazdım.”
“Eskiden böyle değildi.”
“Bir değişmiş ki sorma.”

Bu cümleleri hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde duymuşuzdur. Çünkü toplum olarak fikir belirtmekle hüküm vermeyi birbirine karıştırıyoruz. Oysa bir insanın yaşamına davetsiz misafir olmak ne samimiyettir ne de iyi niyet.
Bir de her konuda kendini tek doğru sanan insanlar var. Sanki hayatın bütün cevapları yalnızca onlarda. Başkasının fikrini dinlemeye gerek duymaz, farklı bir bakış açısını anlamaya çalışmazlar. Onlara göre herkes yanlış, kendileri ise daima haklı. Oysa insanı değerli yapan, her şeyi bildiğini düşünmesi değil bilmediğini kabul edebilmesi ve farklılıklara saygı gösterebilmesidir.
Bazıları ise eleştirmeyi ilgi göstermek sanıyor. Karşısındaki insanın ne hissettiğini düşünmeden konuşuyor, söylediği sözlerin bıraktığı izi hiç hesap etmiyor. Sonra da “Ben sadece fikrimi söyledim.” diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışıyor. Oysa her düşünce dile getirilmeyi hak etmez. Bazen susmak, konuşmaktan çok daha büyük bir erdemdir.
Daha acısı ise, insanlar kendilerini korumaya başladığında yaşanıyor. Bir gün “Hayır” demeye, mesafe koymaya ya da özel hayatını paylaşmamaya başladığınızda bir anda değişen siz oluyorsunuz. Size “soğuk”, “ukala”, “kibirli” ya da “değişmiş” deniliyor. Kimse dönüp “Belki de artık kendini korumayı öğrenmiştir” demiyor.
Çünkü yıllarca herkesin beklentisine göre yaşayan biri, ilk kez kendi sınırlarını çizdiğinde rahatsız olan aslında çevresidir. Sınır koyan insan değişmiş değildir sadece artık kendisini herkese açıklama zorunluluğu hissetmiyordur. Bunu kabullenemeyenler ise çoğu zaman saygı göstermeyi değil, kontrol etmeyi tercih eder.
Oysa herkesin görünmeyen bir yükü vardır. Kimi ailesiyle mücadele eder, kimi sağlığıyla, kimi ekonomik sıkıntılarla, kimi de kimseye anlatamadığı yalnızlığıyla... Dışarıdan görünen tek bir kareye bakarak insanların hayatı hakkında hüküm vermek en kolay, anlamaya çalışmak ise en zor olanıdır.
Belki de artık birbirimize nasihat vermekten önce saygı göstermeyi öğrenmeliyiz. Çünkü her düşünce söylenmek zorunda, her merak edilen soru sorulmak zorunda değil. Her yorum da yapılmak zorunda değil.
Unutmamak gerekir ki herkesin doğrusu, yaşadığı hayat kadar farklıdır. Kendi doğrularımızı başkalarının omuzlarına yüklemek, onları anlamak değil onları yargılamaktır. Empati kurmadan yapılan her yorum, çoğu zaman karşı tarafta görünmeyen bir yara bırakır.
Ve son olarak...
Bir insan, sınır çizdiği için suçlu, sessiz kaldığı için gizemli, kendini koruduğu için değişmiş değildir.
Belki de gerçekten değişmesi gereken, başkalarının hayatına davetsizce girmeyi kendine hak gören anlayıştır.
Çünkü kimsenin hayatı, başkalarının dilediği gibi yorum yapabileceği bir vitrin hiç değildir.
O yüzden bugün hepimiz aynaya bakıp aynı soruyu sormalıyız:
Siz kimsiniz ve bu hakkı size kim veriyor?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eda Demirel Arşivi

En uzun gün

07/02/2026 02:30

Yozgat’a Ne Getirir?

22/01/2026 01:45

Savunmayı bekliyoruz!

17/09/2025 02:10

İyi bayramlar...

29/03/2025 08:17