Bizi yoktan var eden yüce Rabbimizden korkmak, ona olan sevgi ve saygımızın bir alâmetidir. Allahü teâlâ, kendinden korkan kullarını çok seviyor ve onları affedeceğini vadediyor. Nitekim Kur’ân-ı kerîmde buyuruldu ki: (Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.) (En şerefliniz, Allah’tan en çok korkanınızdır.) Allahü teâlâ, iki hadîs-i kudsîde şöyle buyurmaktadır: (Bir kuluma iki korku, iki eminlik vermem. Dünyada benden emin olan, âhirette korkar. Dünyada korkan, âhirette emin olur.) (Dünyada benden korkan, Kıyamette korkulardan emin olur.) Peygamber Efendimiz de buyurdular ki: (Ömründe bir kere Allah’tan korkan, Cehennemden çıkar.) (İnsanları Cennete koyan Allah korkusudur.)
Allah’tan korkmak, doğru iman sahibi olmak şartıyla, Allah’ın yasak ettiklerinden sakınıp, emrettiklerini yapmak, yani haramlardan uzaklaşıp, ibadetleri yapmak demektir. Bir kimsenin, (Ben içkimi içerim, meyhaneye de giderim, namaz kılmam, oruç tutmam, dinin emirlerini yerine getirmem, ama gösteriş için namaz kılanlardan ve oruç tutanlardan daha çok Allah’tan korkarım, Allah’ı da herkesten çok severim) diyerek günaha girmesine, hatta küfre düşmesine sebep olur. Allah’tan korkuyorum demesi elbette yalandır. Sevginin, itâatin, korkunun bir ölçüsü vardır. Bir kimse, (Ben Allah’ı çok severim) dediği hâlde, onun emirlerine ve yasaklarına riayet etmezse, mesela, namaz kılmaz, içki içer ve zina ederse, Allah’ı çok sevdiği yalan olmaz mı? Onun için namaz kılmayan ve Allah’tan korkmayan insandan her türlü kötülük beklenir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve içki içen kimse, yalan söylemekten, ona buna iftira etmekten veya provokatörlük yapmaktan niye çekinecek ki? Aslında böyle kişilerin imanları ya çok zayıf veya hiç yoktur. Başkalarını kandırmak için, (Biz de Müslümanız) diyorlar. Müslüman olmanın, bir alâmeti olur. Bir yerde minare görülürse, orada cami olduğu anlaşılır.