Abdullanın bostanın olduğu yere su deposu inşaatına başladık. Ben su motorundan sorumluydum. İşçiler su deposunu kazarak derinleştiriyorlardı. Su çoğaldığı zamanda ben motorla bu suları dışarı atıyordum. İtfaiye gelirse onu dolduruyordum. Wisconsin marka bir su motorumuz vardı. İple çalışıyordu. Yarım teneke benzinle bir gün çalışıyordu. Bunun depoya atılan kalın kirtişli bir hortumu ardı. Depodan tarafta klapesi vardı. Bu tam kapanmazsa hava yapar suyu çekmezdi. Hava almaması için motora takılan yerini çamurla sıvardım. Bayağı eziyetli olurdu. İtfaiyeyi 15 dakikada doldururdu. Bir de karayolları bir su motoru getirdi. Bu da dizel Bosch marka kolla çalışıyor. Bu öbürüne göre daha da kuvvetli idi. İtfaiyeyi 9 dakikada dolduruyordu. Karayolları da tanker kamyonla geliyor. Onu da ben su ile dolduruyordum. Bu şekilde günlerimiz geçip gidiyordu.
Depoyu yeterince derine indirdikten sonra dört tarafını taşlarla örerek yükselttik. Üzerine tablo beton attık. Depoya inmek için de duvara demirden merdiven monte ettik.
Ben yine su deposunda çalışıyordum. Gelen giden itfaiyecilere, karayollarının tankerlerine su dolduruyordum. Günlerim bu şekilde geçiyordu.
Bir gün ev yıkan belediye işçileri kamyonla geldi. İsmail motoru çalıştır da bunlar bir güzel yıkansınlar dedi Hamdi abi. Üstleri başları toz kir içinde idi. Bir güzel yıkandılar. Bunların içinde Nail abi diye biri vardı. Kendisine Kara Nail derlerdi. Saf, temiz bir abimizdi. Bu bütün üstünü çıkardı. Üstünde hiçbir şey bırakmadı. Nail Ağa ne yapıyon? Böyle olur mu diyorlardı. Karışman benim işime diyor. O yana bu yana hoplayıp gezerek yıkanıyordu. Bir yandan da türkü çağırıyordu. Herkesi güldürüyordu.
Bu şekilde yıkandılar, temizlendiler; pantolonlarını, gömleklerini yıkadılar güneşe serdiler. Hava sıcak olduğu için hemen kurudu. Giyinip gittiler.
Bir gün yine su motorunun yanında duruyorum. İleriden bir hışırtı geldi. Çok korktum. Hemen yüksek bir tepeye çıktım. Çıkmamla birlikte bir sel geldi. Su motoru selin içinde kayboldu. Eğer elimi çabuk tutmasaydım sel beni boğardı. Böyle de bir tehlike atlattım.
Ticaret Lisesinin 2 nci sınıfına geçmiştim. Okul açıldı okuluma başladım. Annemin emekli maaş işi henüz sonuçlanmamıştı. Annemle birlikte yün alıp yatak yorgan yapıp satıyorduk. Sağ olsun tüccarlar bize veresiye yün veriyorlardı. Mağazadan da veresiye yatak, yorgan örtüsü alıp geliyorduk. Binbir emekle yünleri yıkayıp çubukla çırpıp kabartıyorduk. Yorganlık içinde Karacalar Köyü’nden Hayrettin amcadan kırpık yün alıyorduk. Salı pazarına yatakları hazırlıyorduk.
Ticaret Lisesi Müdürü Zeki Kaya Gürol idi. Odasına girdim. Durumumu anlattım. Sayın hocam bana salı günleri pazara çıkmam için izin ver dedim. O da düşündü peki evladım, salı günleri okula gelme dedi. Allah ondan razı olsun. Çok iyi bir insandı. Lisenin öğretmenleri olsa vermezler okulu bırak okuma derler. Git bir sanat öğren derler.
Salı günü erkenden pazara yatakları yorganları getirdim, satıyorum. Okulumuzun müdürü Zeki Kaya Gürol da beni uzaktan fark ettirmeden takip ediyordu. Baktı ki doğru söylüyorum. Bana okulu bitirene kadar salı günleri devamlı izin verdi.
Okulun bütün öğretmenleri beni çok severdi. Ben de onları mahcup etmemek için çok çalışırdım. O zamanki öğretmenlerimiz Erol Beşer, Erdoğan Görpeli, Süleyman Aktoklu, Fevzi Saçlı meslek derslerine gelirdi. Tokcan Atakan coğrafya, Bünyamin Şerefbaba ticari aritmetik, Selma Aral İngilizce derslerine gelirdi. Beni de öğrencisi olarak çok severdi. Sınıfta en iyi İngilizceyi bilen bendim. İngilizce öğretmenimiz Selma Aral avukattı. Ek olarak da bize İngilizce derslerine gelirdi. Bir gün tahtaya İngilizce olarak bir cümle yazdı. Bunu Türkçeye kim çevirecek dedi. Ben parmak kaldırdım. Cümleyi Türkçeye çevirdim. Cümlenin Türkçesi şöyleydi: “Aya ilk defa çıkan astronot Neil Luis Armstrong’dur.” Öğretmenim Selma Aral aferin sana İsmail, sana 10 veriyorum dedi. Numaramı sordu. 111 dedim. O günden sonra gel 111 git 111 dedi. Ne soru olursa hepsine ben cevap veriyordum. İngilizce derslerinde cümleleri hem İngilizce olarak okuyordum hem de arkasından Türkçeye çeviriyordum. Öğretmenime mahcup olmamak için de çok çalışıyordum.
Beden eğitimi dersimize de mal bilgisi öğretmenimiz Fevzi Saçlı gelirdi. Kendisi sert, disiplinli bir öğretmenimizdi. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’na katılmayan öğrenci bu dersten geçemez derdi.
Bir gün boş derste sınıfımıza girdi. 19 Mayıs Bayramına girmeyen öğrencileri Eylül imtihanına bırakıyordu. Not verme sırası bana geldi. İsmail sana kaç verelim dedi. Hocam siz bilirsiniz ne uygunsa onu verin dedim. O da 7 versek yeter mi dedi. Çok bile hocam dedim. Öğretmenim de ne mütevazi çocuk hadi 9 veriyorum dedi. Bu öğretmenim 2017’de rahmetlik oldu. Allah rahmet eylesin. Makamı cennet olsun.
Bütün öğretmenlerimiz beni çok severdi. Ben de onlara mahcup olmamak için gayret ederdim. Çok çalışırdım.
Daktilo dersimize Enis Erdem Ece diye bir öğretmenimiz gelirdi. Bu da beni çok severdi. 10 parmak daktilo yazardık. Dakikada 180 tuş yanlışsız olarak yazardım. Şeref panosuna ismimi yazardı. Daktilo ile halı, kilim desenleri, çeşitli resimler yapardık. Ayrıca öğretmenim bana markette bir iş buldu. Marketin muhasebesini tutardım. Bana bütün öğretmenlerimin büyük faydaları oldu.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere yazımı Yozgat Sürmelisi’nin bir mısrasıyla bitiriyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler…
Serpili serpili yağan kar m’ola
Salını salını gelen yâr m’ola
Açsam yorganını girsem koynuna
Acep yârim sefa geldin der m’ola