Süreç hiçbirimizin iradesiyle başlamadı, kendimizin dışındaki bir sebeple varlık kazandık. Kimsenin varolmaya kendisinin karar verdiğini düşünmüyorum. Varlık kazanmaya kendimiz karar vermedik ama nasıl var olacağımız ve var kalacağımız konusunda bir fikre sahibiz sanırım. Varlık her zaman tercih edilesidir, yokluk ve hiçlik yerine. Bu nedenle var olma konusunda bir tercih hakkımız olsaydı da durum değişmeyecekti sanırım. Şimdi var olmadan tercih hakkının nasıl verileceği ve tercih etmek için de var olmanın peşinen kabul edilmesi gerektiğini düşünebilirsiniz ama, ben de size şuan her şeyin mümkün olduğu, “zaman”ın olmadığı bir zeminde konuştuğumuzu hatırlamayı öneririm sadece. Zaman yoksa önce ya da sonra da olmayacaktır. “Mümkün” ya da “mümkün değil” sadece bizim alemimiz için geçerlidir. Her şeyin imkan dahilinde olduğu bir zemin bizim dünyamızın algılama sınırlarının dışına taşacaktır. Neyse mevzumuz bu değil, artık varız neticede.
***
Yola çıkmak bir yerden bir yere varma iradesini ortaya koyar. Ama her yola çıkan bir yere varmak ister mi? Yola çıkmak başlı başına bir amaç olamaz mı bir yolcu için? Yolun bir yere gitmediğini, ama uçsuz bucaksız uzandığını hepimiz biliriz. Peki hareket halinde, bir yerden bir yere gittiğini gördüğümüz bir yolcunun aslında bir yerde kalmış olabileceğini neden aklımıza getirmeyiz? Her yolculuk, yolculuk mudur, sizi yola çıkarır mı? Sizin yolunuz, yolculuğunuz nerededir ve nereyedir?
Bazen fazlasıyla anlam yüklenmiş ve bu anlamı taşımakta güçlük çeken bir cümle sizi bir yere vardırır, bazen de sözleri hakkında fikir sahibi olmadığınız, dilini bilmediğiniz bir müzik sizi yolculuğa çıkarmaya yeter. Yani bazen yol, bildiğiniz yol; araç bildiğiniz araç değildir.
***
İnsanın onca bocalaması, debelenmesi, savrulması, depresyona girmesi, suç işlemesi, sürgün edilmesi, kovulması, ilk suçu işlemesi, cennetten kovulması bir bulmak uğruna aramanın sonucu değil midir? Her insanın fıtratına nakşedilen bir koddur; “aramak”. Neyi aradığını bilmeden de arar insan, çünkü bulma ihtiyacı insana aratır. İlkin insan içinde bir boşluk hisseder, bu boşluğu neyle dolduracağı konusunda bir fikir sahibi değildir ama bu boşluk her yanını kaplar. Bu boşluğu fark etmeden de arar insan. Hatta aradığına kendisi dahi inanmadan da. Peki aradığının farkında olmadan, neyi aradığını bilmeden, içindeki boşluğa bir anlam vermeden, savruluşunun nedeni hakkında bir fikre sahip olmadan bulabilir mi?
Bir kamyon arkası yazısında “hayatın geri vitesi yok, her şey zamanında…” yazıyor. Çok da güzel yazıyor. ‘Sahip olduğumuz’ anın dışında kullanmamız için hattımıza tanımlanan bir zaman bulunmamakta. Yol için, yolculuk için, aramak için ve bulmak için elimizdeki tek sermaye şu an. “Geçti mazi çekme istikbale gam; dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem.”
***
“Senin için her yol gidilebilirse kaybolmuşsun demektir.” Kaybolmayan bir insan yolunu bulabilir mi? Kaybolduğunun farkına varmayan bir insan doğru yolu aramaya koyulabilir mi? Yola çıkmayan bir insan kaybolabilir mi? Yolu olmadığını düşünen bir insan yola çıkabilir mi? Yol nedir, yolcu kimdir?
Fuzuli’nin meşhur gazelinden mülhem “öyle sarhoşum ki, idrak etmezem yol nedir, ben kimim, yol nereyedir, yolcu kimdir, beni sarhoş eden nedir?” dedi meczup.