Günlerden bir gündü. Bugünü her günden farklı kılan bir şey yoktu henüz. Başında henüz şiddeti artmamış bir ağrı, üzerinde de “dün sanırım pencerenin önünde, cereyanda kaldım” diyebileceği bir kırgınlık vardı. Meselenin farkında değildi. Az sonra artacak baş ağrısı henüz kendini göstermediğinden, dosyasını okuyor, karar yazmaya uğraşıyordu.
Öğle vakti kendini iyiden iyiye hissettiren baş ağrısı, işine devam etmesine mani oldu. Katibini aradı; “kendimi iyi hissetmiyorum, eve geçeceğim, sen işlerini toparlarsın” dedi, arkadan sesine yer yer eşlik eden hırıltılı bir öksürükle. İçinde derin bir kuşku, çemberin daraldığının farkındaydı ama hastalığın günün birinde semtine uğrayacağı ilginçtir pek hatrına gelmiyordu. “Acaba” diyordu. Sonra “yok canım, soğuk algınlığıdır” deyip yatıştırıyordu içini. Öğleden sonrasını evinde geçirdi; kendini uzun zamandır bu kadar bitkin hissetmemişti. Bu, her ne ise fena çarpmıştı. Yastığa başını koyduğu gibi uyumuştu. Ve kurduğu alarmın sesiyle uyandı. Biraz dinlenmek iyi gelmişti. Kendini iyi hissedince zihnindeki kuşkular silinip gitmişti, bu kadardı işte, korkacak bir şey yoktu, belli ki soğuk almıştı, biraz dinlenince de toparlamıştı.
“Test sonucumuz pozitif değildi ama biz de hiçbir şeyden tat alamıyoruz” be reis! Tat almanın koku almayla, koku almanın görmeyle, görmenin zihinsel geçmişimizle, ve geçmişimizin her şeyle bağlantılı olduğunu düşündüğümüzde ne kadar da girift bir dünyamız vardı. Oysa sadece odun sobasının üzerine konulan portakal kabuklarının kokusunu alamıyorduk artık. Ve sobanın fırınında közlenen patatesin. Geçmişti, gitmişti… Çok sıcaktı oturduğu köy odası, hayatının hiçbir döneminde o kadar ısınmamıştı ve saten kumaşla köpünmüş bir sanat eseri kadar zarif buz gibi yorganın –çünkü sobanın olmadığı odaya konulur- altına girdiğinde hiç bu kadar sevimli ısınmaya çalışmamıştı ellerini ve ayaklarını birbirine sürterek. Bütün bunlar çocukluğunda mı kalmıştı... Artık yaşanması pek muhtemel olmayan hoş hatıralar olarak gülümsetiyordu.
Ertesi gün oldu, içi rahat etsin için ve kimsenin hakkına girmeyeyim, temkinli olayım düşüncesiyle soluğu hastanede test sırasında aldı. İçindeki ses, lütfu da hoş kahrı da hoş deyip tam teslimiyeti telkin ediyordu. Evet, beklenen oldu; test sonucu pozitifti. Çok pozitif bir insandı zaten ve dolayısıyla resmi kayıtlara göre de pozitif olduğu tescil edilmişti. Yani resmen pozitifti artık. Hatta akşamına evine gelen filyasyon ekibi “bugün gördüğümüz en pozitif vakasınız” bile demişti. Tabi onların kastettiği “belirtileri en fazla olan kişisinizdi” ama öyle anlamak istemiyordu. İşine gelmiyordu. Covıd’in tespitinden itibaren hem kendi kurumu hem sağlık bakanlığı inanılmaz koordineli ve profesyonel bir yaklaşımla süreci yönetiyorlardı…
Günün sonunda “Allah devlete zeval vermesin, inanılmaz gayretle, cansiperane çalışıyorlar” diye içinden geçirdi ve kendisine hizmette kusur etmeyen biricik eşi için dua etti..
Odasına girmeye tek izinli, kedisi Zuzu’yla uzletine devam ediyordu.