Monşer: Size bir de ben soru sorayım. Osmanlı Selçuklu atalarınızla Selçuklu ve Osmanlı döneminde Dünya literatürüne; İslam, Türk- İslam literatürüne (ilimi literatürüne) geçmiş kaç eser; kaç ilim adamı var? Sorumu yanlış algılamayınız; bu sorunun tek smacı sorunumuzun ne olduğu smacına dönüktür.

Odgurmuş: Bizde her durum ve her olay için gelişmiş ya da oluşturulmuş bir yanlış mantık var. “Bizde hiç bir şey yok.” Hatta “bizden adam olmaz” düşüncesi.

Batı karşısında “kendisi olmayan”, “aşağılık duygusuna kapılmış” ezik aydınımıza göre “bizde hiç bir şey yok.”

Olaya batı penceresinden ve bize dayatılan eğitim ve kitaplar penceresinden bakacak olursak yine “bizde kayda değer ilim-fikir adamı ve mucit yok.”

Monşer: Bu batıcı, halkından kopuk, tarihinden, düşünce dünyasından bihaber ezik Aydın-okumuşlar dediğiniz insanlar sadece solda ve bizim dışımızda mı var.

Bu soru son derece samimi, bu gün içinde bulunduğumuz temel meselemizin tedbirine dönüktü.

Siz her fırsatta referans gösterdiğiniz büyük ilim adamlarımızı (mesajla Rahmetli Erol Güngör hocanın) eserlerini özümseyerek tekrar okuyun.

Odgurmuş: Bizim aydınlar arasında genel olarak bir kanaat vardır.

“Türk düşünce hayatında önemli bir şey yoktur” denir.

“Eğer olsaydı buna dayalı olarak eserler olurdu” denir. Kurulan bu olumsuz cümleye karşılık biz de şöyle bir cümle kurabiliriz.

“Eğer bir insan bir dağın eteğinde durup dağın zirvesini göremezse ‘dağ yoktur’ diyebilir, fakat dağ yok olmaz.”

“Eğer insan dağa sırtını dönmüşse elbette dağı göremez. Dağı göremedi diye de o dağ yok olmaz.”

Tıpkı bu cümlede olduğu gibi; Bir insan kendi tarihine, kendi düşüncesine ve kendi birikimine sırtını dönmüşse elbette arkasındaki dağ gibi birikimi görme imkânı yoktur. Kendi değerlerini bilmeyen bir aydın için söyleyecek fazla bir söz yoktur.

“İnsanlık tarihinin en az 7-8 yüz yıllık bir dönemine hükmetmiş bir milletin, Hindistan’ın, Çin’in Orta Asya’nın, Afrika ve Avrupa’nın kaderi üzerinde etkili olmuş bir topluluk olan Türklerin bir düşüncesi ve düşünce sistemi olmamış olabilir mi?”

Eğer böyle bir cümle kurarsanız, bilimsel bir yanlış yapmış olursunuz. Birçok şeyi siz bilmiyorsunuz diye o şeyler yok olmaz. Araştırmak, soruşturmak gerekir.

……

“İlk çağ, orta çağ, yakınçağ konusu 19. Yy.da batı toplumlarının uydurduğu kavramlardır.

Biz de bu kavramları oradan aldık.

Batı sömürge okullarında okuttukları ve ezberlettikleri bir sistemidir bu.”

“Abd’li edebi tarihçi, Anne Mary Hudson “16. yy.da Mars’dan uzaylı gelse ve dünyaya baksa tüm dünyanın Müslümanlığa girmenin eşiğinde olduğunu görürdü” diyor.

16. Yy. da dünyada 3 büyük devlet var.

Osmanlı devleti; Avrupa’nın güney yarısı, Afrika’nın neredeyse tamamı ve Ortadoğu’da hâkim.”

Safevi devleti: (İran, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hüküm sürmüş bir Türk Devletidir.)

Ve

Babür devleti: (Hindistan, Pakistan ve Afganistan bölgesinde hüküm sürdü. Tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre Türkler Hindistan’da 900 sene kaldılar.)

Bu üç devlet de Müslüman Türk devletidir. “

“16.ve 17. Y.yılda Osmanlının tesiri sadece siyasi ve askeri bir tesir değildi.

Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve İngiltere vs. devletlerde yaşayanlar Osmanlı devletine bakarak kendi hayatlarını düzenliyorlar, çeki düzen veriyorlardı.

Alman Filolog Frederick Mayneke; “17. Yy. da batı Avrupa’da yaşayan siyasetçi ve düşünürlerin kafasındaki ideal devlet ve düşünce Osmanlı’da tahakkuk etmişti”.(diyor)

Yani nasıl bir devlet istiyorsunuz sorusunun cevabı “Osmanlı gibi” idi.”

“Birçok batılı yazarda bunu görebiliriz.

(Makyavel, Thomas Hudson, Jean Buden, John Locke)

Bu insanları hep biliriz de bu insanların ilham aldıkları ve etkilendikleri düzeni (Osmanlı) yı pek tanımayız.

Onların düşündükleri etkilendikleri bir düzen var mıydı ki hiç bilmeyiz, merak etmeyiz.

Toplumda; 19.yüzyılda ve daha çok 20. Yy. da şöyle bir fikir oluştu. “Klasik bir Türk-İslam düşüncesi, Osmanlı düşüncesi diye bir şey olsaydı biz onu biliyor olurduk.

Bu düşüncenin tarihi olurdu.

Bu düşüncenin düzen olarak devamı olurdu (Osmanlı’nın ideal düzeni).

Devlet yıkılmazdı.

Kendi etkin varlığını sürdürürdü.”,

“Etkin varlığını sürdürmeyip yıkıldığına göre, öyle bir düşünce yoktu, dolayısı ile bilim yoktu, teknoloji yoktu, teknik yoktu”.

“O dönemi yaşayan insanlar kendi tarihlerini yazmadıklarına göre, olsaydı yazılmış olurdu.” Gibi bir düşünce oluştu.

………

“Esasında; 18. Yy. sonu, 19. Yy. başında dünyada bir fikir tarihi diye bir şey yok. Avrupa’da o dönem her taraf dolu da bizde bunlar yok, biz yazmamış değiliz ki.

Düşünce tarihi yazma geleneği 18. Yy. ortalarında teşekkül etmeye başladı.

Düşünce tarihini bir disiplin halinde yazma işi 19. Yy. da ortaya çıktı.

Avrupa’da düşünce tarihini yazanlar “biz hem bu günümüzü yazıyor, oluşturuyoruz. Ama geçmişi de yazıp oluşturabiliriz. “Eskiden gelen verileri yeniden kurup hayatımızın parçası haline getirmiş oluruz.” Diye düşünüyorlardı.

Batı bunu yaparken hakikatin peşinde olmak değil, hakikatin kendileri tarafından icat edildiği, kurulduğu varsayımına dayandılar. (Bizde tek parti döneminde olduğu gibi)

Batılı için konu, hakikatin yazılması değil, Oluşturmak istedikleri hakikatin inşası için kullanılıyor.”

……..

Biz Türkler, tarihi yapıyor ve yaşıyor. Ama düşünce tarihini ise en işlerine yarayacak şekilde kurgulayıp yazmıyorlar, yazmayı düşünmüyorlar.

Çünkü hakikat kendilerini bağlıyor.

Türk düşüncesinin esasına göre; “Bizden bağımsız bir hakikat var. Ve o hakikat bizi bağlar.”

“Batı düşüncesi tarihinde ise; “Aslında hakikat diye bir şey yoktur. Biz o hakikati kendi konumumuza ve çıkarlarımıza göre kendimiz kurar inşa ederiz” düşüncesi hâkim.”

“Abd’li düşünür, Richard Forty “Olumsallık İroni ve Dayanışma” kitabında; “Hakikatin bizden bağımsız bir şey olmayıp, bizim tarafımızdan icat edildiği varsayımı” der.

Sözünüzün bir yerinde Erol Güngör hocadan bahsetmiştiniz. Biz Erol Güngör okumaya 1970'li yıllarda başladık. Hatta Erol Güngör hocanın kitaplarını tekrar tekrar okudum.

Ardından da Erol Güngör'le birlikte Mümtaz Turhan hocanın asistanı olan Yılmaz Özakpınar’ı da özümseyerek okudum..

Özakpınar; erken vefatı nedeniyle Güngör hocayı çok geçmiştir. Erol hocada birçok konu müphem bırakılmıştır. Özakpınar ise her konuyu açıklıkla izah eder.

Benim derdim kendilerini Türk aydını (Solcu, sağcı, İslamcı, Ülkücü, ulusalcı vs.) olarak kabul edenlerin tutarsız davranışlarıdır.

Bize batının giydirdiği kavram-elbiselerle bizim yani Türk Milletinin izah edilemeyeceği kanaatindeyim.

Monşer: Bu sorunun cevabı bu mu? Eğer sorunun cevabı bu ise; gelmiş geçmiş ne kadar ecdat var ise ezik; aşağılık duygusu; kendisi olmayan insanlar mı?

Odgurmuş: Eğer söylediklerim yeterli olmadıysa size Prof. Dr. Tahsin Görgün ve Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay hocayı okumanızı ve konuşmalarını dinlemenizi tavsiye ederim.

Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. ( Bu konuda yüzlerce isim sayılabilir sadece Fuat Sezgin hocanın Goethe Enstitüsünde topladığı 30.000 İslam eseri yeterlidir. Ayrıca bilimsel kavram olarak dünya literatürüne verdiğimiz kelimelerden şu birkaç kelime de onlara örnek teşkil eder. “Beher, alşimi, alkúl , algebre, Trigonometri (müsellesat), hâlâ kullanılan zîc-i ilhani ve zîc-i uluği vb...”

Biz daha çok kendi değerlerimize sırtımızı döndüğümüz için bazı şeyleri görme imkânımız yok.

(1)- “Monşer”: “Batı özentisi içinde olan”, “cehaletinden rahatsız olmayan”, biraz sağcı, biraz solcu, biraz 1970’li yıllar ülkücüsü, biraz liberal, biraz Kemalist, biraz laik ve her halükarda halkını geri-sürü gören hayali bir şahsiyet

(2)- “Odgurmuş”: Kadim kitabımız Kutatgu Bilig’de “Kanaat-Akıbet” manasına gelen şahsiyet.