İnsan sınırlı dünyasında sınırsız bir varlıktır. Onun hayatı daha ilk çocukluk dönemlerinden itibaren sınırlarını tayin etmekle, belirlemekle ve zorlamakla geçer. Ben bugün size Bruce Lee’den, Mıchael Bent’ten, keşişlerden ve insanın istemesinden bahsedeceğim.
“Sıkı çalışmak ancak uygun şartlar oluşmuşsa başarıya götürebilir.” Bruce Lee’yi hepimiz biliriz. Elbette O’nu daha çok dövüş ustası olarak biliriz, oysa o sadece bir dövüş ustası değildir aynı zamanda bir dansçıdır, aynı zamanda bir felsefecidir. Doğduğu Çin’de yerel bir dans yarışmasında birinciliği olan Bruce, yetişkinlik döneminde yine hepimizin tanıdığı Ipman ustadan dövüş eğitimi alır. Dövüş sanatlarında iyi bir noktaya erişen Bruce Lee Washington’da felsefe okur ve dövüş sanatını, dansıyla ve felsefesiyle birleştirir. Herkesin adını bildiği bir kahraman olan Bruce Lee sadece 32 yaşındayken hayata veda etmiştir. Bütün tecrübesini, hayata iz bırakan bütün yaklaşımını ve kabiliyetini 32 yıllık kısacık ömründe ortaya koyabilmiştir. Ben size Bruce Lee’nin hayatını anlatmayacağım; O’nun “insan üstü” sayılabilecek yeteneklerinden söz edeceğim.
Bruce Lee bir masa tenisi maçında, karşısında iki oyuncu olduğu halde inanılmaz çevik hareketlerle maçı kazanır, zıplar vurur, takla atar vurur, raketi elinde sekiz tur attırır vurur ama rakiplerine bir sayı bile vermez; izlerken bir insanın ne kadar hızlı, ne kadar ritmik ve ahenk içinde hareket edebileceğini gözlemleriz. Masa tenisindeki hızı ve dikkatiyle yeterince kendini ifade edemediğini düşünmüş olacak ki Bruce, tenis raketinin sap kısmının altına incecik kav yapıştırır ve o incecik kavla karşısındaki kişinin iki dudağı arasında tuttuğu kibriti yakmaya çalışacaktır; milimetrik bir dikkat ve hassasiyet gerekmektedir bunun için. Birkaç akrobatik hareketten sonra –ki bu hareketlerin yoğunlaşmasını ve dikkatini toplamasını sağladığını düşünüyorum- tek denemede kibriti yakmayı başarır. Sonra havaya atılan kibrit çöplerini havadayken aynı tenis raketiyle yakmayı başaran Bruce, insanın sınırlı dünyasında ne kadar sınırsız olabileceğini bize kanıtlamaktadır. İnsanın büyülü dünyasında varlık sınırlarını son haddine kadar zorlayan ve izlediğimizde “insan üstü” diyebileceğimiz bütün hareketleri sergileyerek bize insanın hiç de hafife alınacak, tek düze bir varlık olmadığını ispat etmektedir adeta Bruce Lee.
Sadece Bruce Lee değil elbette fizik sınırlarını bu şekilde zorlayan. Keşişleri hiç izlediniz mi, onlar hakkında bir şeyler okudunuz mu hiç? Bu adamlar son derece gösterişten uzak adeta bir lokma bir hırka anlayışına uygun yaşamlarında, gün içinde bedensel ve zihinsel birçok ritüeli uygulayarak kendilerini terbiye ve disipline etmektedirler. Ve son derece dayanıklı bünyelere sahip olmayı başarabilen keşişlerin günlük ortalama 2 saat süren meditasyonlarıyla da inanılmaz bir zihinsel disipline sahip oldukları inkar edilemez. Bir göz atın ve insanın isterse neler yapabileceğini görün.
Sıra Michael Bent’te; O bir boksördür. Michael’ın babası bir Muhammed Ali hayranıdır ve oğlunun da O’nun gibi şampiyon olmasını istemektedir. Daha çocuk yaşlarda babasının zoruyla boks kursuna gitmek zorunda kalan Michael, boks yapmayı öğrenir öğrenmesine ama istemediği birşeyi yaptığı için mutlu olamaz. Mıchael 13 yaşına geldiğinde bütün cesaretini toplayıp babasının karşısına çıkar ve boks yapmak istemediğini söyler, babası tabiki anlayışla karşılamaz ve babasının O’nu fena halde dövüp hastanelik etmesi, Mıchael’ın boks dışında bir seçeneğinin olmadığını anlamasına yeter. Emek veren, gayret gösteren Mıchael sonunda amatör maçlarla devam ettiği kariyerinde Tommy Morrison adlı ağır sıklet boks şampiyonunu yenerek, ağır sıklet boks şampiyonu olur. Ama birşeyler eksiktir, birşeyler yarımdır hayatında, mutlu değildir Mıchael. Aslında toplumun “başarı” olarak kodladığı; bir alanda zirveye erişebilmiştir ama doğasına uygun olmayan birşeyi yaptığı için mutlu değildir ve sahip olduğu bu “başarı” O’nun için gerçekten başarı sayılabilir mi, tartışılır. Uzatmayalım, nihayetinde Herbie Hide adlı boksör O’nu nakavtla yenmiş ve ringe serilen şampiyon gözünü hastanede açmıştır. Doktor utana sıkıla biraz da korkarak gözünü günler sonra ilk defa açan Mıchael’ın yanına gelir ve “artık dövüşemezsin, dövüşürsen ölürsün” der. Günler sonra kendisiyle yapılan bir röportajda doktorun bu cümlesi için “hayatımda duyduğum en güzel cümleydi” demiştir Mıchael. Artık sevmediği bir işi yapmak zorunda değildir çünkü. Bu kısa hikayesiyle Mıchael bize insanın emek verirse, çabalarsa doğasına uygun olmayan bir alanda dahi zirveye tırmanabileceğini göstermektedir.
Ve kral peygamberden söz etmek istiyorum son olarak. Süleyman peygamberin doğayla ve hayvanlarla iletişim kurduğunu hepimiz biliriz. Süleyman peygamberin insan olduğunu ve insanlara önce insan olmaklığıyla rehber olduğunu da hepimiz kabul etmek durumundayız. Zira insan üstü bir varlığın insana rehber ve örnek olarak konumlandırılması işin tabiatına aykırıdır. Bununla, yani Süleyman peygamberin doğayla iletişimiyle, çocukların buluğ çağına kadar insan dilindeki 800 civarındaki sesi duyabildikleri ancak büyüdükçe bu kabiliyetlerini kaybettiklerine dair bilgiyi birlikte düşünelim. İnsanın emek verip geliştirmediği ve muhafaza etmeye çalışmadığı bütün hususiyetlerini kaybetmesine dair çok fazla örnek verilebilir sanırım. Ve tabi emek verip geliştirdiğine de.
Peki nereye bağlayalım bu uzun yazıyı? Aklının alabildiği herşeyi yapmaya gücü yetecek bir tanrı parçacığına sahip olan insan, kendine emek verip yapmak istediğine odaklanınca, fıtratına uygun davranıp, ruhunu ve bedenini terbiye edip, bedenini ruhunun emri altına verince “insan üstü” denilebilecek özelliklerini keşfedebilecektir. Ama bu oldukça uzun ve zorlu bir yolculuktur. Miles Davis ustanın “insanın kendi gibi çalmasını öğrenmesi oldukça uzun zaman alır” sözünü hatırda tutalım.