Ankara’da gezerken bir üniversiteli bir gençle yaptığım sohbet beni uzun süre düşünmeye sevk etti. “Üniversitelerin önlerinde dolaşıp dine çağıranları da yazın” dedi. Gençlerle aram iyidir; lafı yabana atmadım. “Akledenler için minarelerden ezanlar çağırıyor zaten. Başka davetçilere ne hacet dedim.” “İslam değil” diye ekledi. Cümlesi bitmeden, sırtlarında çanta olan, gayet medeni biri kadın biri erkek sevecen, müşfik iki kişi gençlerle sohbet ediyorlardı. Onları göstererek anlattı.
Güler yüzlü, müşfik ses tonları yumuşaktı. Çantalarından Türkçe yazılmış broşür ve kitapçık çıkardılar. Açıkça Yahova’ya davet ediyorlardı. Ama anlattıkları sadece bir inanç değildi. Öğrencilik süresince maddi-manevi rahatlık, mezuniyet sonrası iş imkânı, huzur, güven ve ait olma duygusu vaat ediliyordu. Psikolojik olarak çok iyi çalışılmış, hedefi belli bir dil kullanılıyordu.
O an şunu düşündüm: Eksik, hatalı da olsam inançlı bir Müslümanım. Ama asıl mesele benim inancım değildi. Asıl mesele, gençliğin tam da en kırılgan olduğu bir dönemde, umutla çaresizlik arasına sıkıştırılarak bir “paket” sunulmasıydı. Yoksulluk, yalnızlık ve gelecek kaygısı içindeki gençlere; inançla birlikte ekonomik ve sosyal kurtuluş vadediliyordu.
Burada sormamız gereken ciddi sorular var. Ezandan rahatsız olanlar, “her yerde cami var” diyenler, dindar bir görünümden huzursuz olanlar; üniversite önlerinde yapılan bu davetleri görmüyor mu? Bir Müslüman inancını yaşayıp anlattığında “yobaz, gerici, tarikatçı” diye yaftalanırken, bu faaliyetlere neden aynı refleks gösterilmiyor?
Arkadaşlarım şaşkınlığıma güldü. “Yeni mi fark ettin?” dediler. “Çok yaygın. Gençlerin bir kısmı inanç değiştiriyor, bir kısmı da inançtan tamamen kopuyor. Maddi imkânsızlıklar bu teklifleri cazip hâle getiriyor.” Sonrasında bu grupları daha sık görmeye başladım; yanlarında hep başka öğrenciler vardı.
Bu mesele sadece din meselesi değildir. Bu, sosyolojik bir çözülmenin, psikolojik bir boşluğun ve kültürel bir savrulmanın sonucudur. Özgürlük elbette kıymetlidir. Ancak özgürlük, çaresizlikten besleniyorsa durup düşünmek gerekir. Özgürlük mü, fırsatçılık mı?
Gençliğe sunulan vaatler masum değildir. İnanç, umut ve maddiyat aynı torbaya konulup pazarlanıyorsa, burada artık bireysel tercihten değil, toplumsal bir sorundan söz ederiz. Genç arkadaşımız “bunları da yazın” dedi. Yazdım. Çünkü sessizlik, bu pazarlığın en büyük destekçisidir.
Gençlik kimlere emanet? Pazarlık konusu yapılamaz! Üniversitelerdeki görünmez tehlikeyi gözler önüne serdik !