“CHP-MSP İktidarı zamanında Yozgat’ta Ülkücü sayısı maalesef çok azalmıştı. İktidar düştükten sonra o kadar arttı ki aklımız almadı. Meğer kimler milliyetçiymiş de, kimler yıllardır şurada burada mücadele ediyormuş da, hatta 1944’den beri bu meselenin içindeymişler de haberimiz yokmuş. Derneklerde yatarak, harçlığını derneğe veren, aç kalan Genç Ülkücüler çok gerilerde kalmışlardı.”

(1973 Milletvekilleri genel seçimlerinin ardından CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) ile MSP (Milli Selamet Partisi) arasında bir koalisyon hükümeti kurulmuştu. Nasıl oldu sol görüşleri savunan ve Marksist bölücülerin her türlüsünü desteklemekten geri durmayan bir parti olan CHP’nin, İslami kural ve kaideleri ön plana alan ve onların savunuculuğunu yapan bir parti ile ortaklık yapması bizler için büyük şaşkınlığa sebep oldu. Hatta Dini değerleri ön plana alan bir parti olan MSP’nin sol dünya görüşünü benimseyen ve bünyesinde her türlü Marksist düşüncede insanları barındıran bir parti ile bir araya gelmiş olması daha da büyük bir şaşkınlığa sebep olmuştu. Fakat bu koalisyonun kurulması için ne gibi pazarlıklar ve hesaplar yapıldı biz işin içyüzünü bilmemekle birlikte büyük pazarlıkların döndüğü söylentiler arasındaydı.)

“Gerçek Ülkücü, kendisi için hiçbir şey istemeyen kişidir. Biz böyle öğrenmiştik. 12 Mart (1971) öncesi ve CHP-MSP iktidarı zamanında akşamları hiç görmediğimiz, sokağa bile çıkamayanlar şimdilerde ağabeyleri-tanıdıkları vasıtasıyla şef oluyor, Müdür oluyor, Muavin oluyor, tayinleri çıkıyordu. Ve ne amaçla, hangi yoldan o mevkie geldiklerini bilmiyorlardı. Bilemezlerdi de. Çünkü koltuklar her tarafa dönebiliyordu.”

(Belki eleştirmelerim size fazla acımasız gelebilir. Bu gün olsa o büyüklerimizi aynı şekilde eleştirir veya onlardan olmadık şeyler bekler miydik? Bu konu şimdilik benim için şu an çok belirsiz. Derneğin sorumluluğunda olduğum için belki de bundan dolayı biraz fikirlerimiz keskindi. Sert tedbirler, kesin ve kararlılıkla bir şeyler istiyorduk. Pek çok büyüğümüz ise bizim bu düşüncelerimiz belki de anlamıyorlar veya anlamaktan uzaktılar. Bu gün düşünüyorum, onları yine aynı şekilde eleştirir ve sorumlu tutar mıyım bilemiyorum. Onların da kendilerine göre bir yetişme tarzları vardı. Belki de onların okudukları ve öğrendikleri şeyler bizim okuyup öğrendiklerimizle pek uyum göstermiyor da olabilirdi.)

“Tanıdık, eş, dost diye tayin edenler derneklerle işbirliği yapmıyor, kendilerini derneklerin üstünde görerek çalışmaları nazarı itibara almıyorlardı. Bu da gençler üzerinde dolayısı ile bir etki yapıyor ve bölünmelere sebep oluyordu. Okullarında yüzlerce Bozkurtlarından bahsedenler arasında 10-15 sinsi Mücadeleci, 10-15 Selametçiden ve 15-20 komünistten hiç bahsetmiyordu. Eş dost akraba kayırılıyor, BÜD’ün (Büyük Ülkü Derneği) hiçbir meselesi kaale alınmıyordu. Ülkücü olduklarını sonradan öğrendiklerimizin tavsiyesi ile okula alınan-işe alınan kişilerin ne hikmetse sonradan Komünist veya Mücadeleci-selametçi çıktığı görülüyordu. Gerçekten Ülkücü olanlar kendileri için bir şey istemiyorlar, onlar çile çekiyorlardı. Kıyıdan köşeden Ülkücülüğe bulaşmış olan kişiler iş-ikbal peşinde koşuyor ve mevkileri paylaşıyorlardı. Ülkücü olduğu için tayini yapılan Müdürler, Liderimizin kitabını toplattırabiliyor. BÜD gecelerinin biletlerini sattırmayabiliyor ve Milletvekilimiz geldiğinde de onda misafir oluyordu. Gençler ne yapsın? Hem okulda baskı gör ceza al, rozet takama ve başını koyduğun davanın Milletvekili Müdürünün misafiri olsun.”

(1976 da Yozgat’ta Eğitim Enstitüsünün açılmış olması, senelerdir lise mezunu olarak orada burada gezen genç arkadaşlar belki de kendileri için bir ekmek kapısının doğduğu düşüncesi ile Derneğimizden ‘Büyük Ülkü Derneği’ bir şeyler bekliyor, Eğitim enstitüsüne girmenin yollarını arıyorlardı. Bu arkadaşlar belki de Milliyetçi Harekete ilgi duyuyor olmuş olabilirlerdi fakat bu ilginin şuurlu bir Ülkücülüğe dönüşmesi için bir çaba içinde oldukları da bizim tarafımızdan pek görülen bir durum değildi.)

(1974 Yılında kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti bir süre sonra bozuldu. Adalet Partisinin dışarıdan destekli bir hükümet kurması sonucu derneğimizin gelişmesi de CHP hükümetinin baskılarından kurtulmamız sonucu hızlanmıştı. Bu saatten sonra Yozgat’ta bulunan her genç kendilerini Ülkücü olarak görüyorlar veyahut görülüyordu. Özellikle Başbakan olarak Süleyman Demirel tarafından kurulan koalisyon hükümetine MHP’nin katılması ve Milli Eğitim’de etkili olması, Ayvaz Gökdemir’in Öğretmen Okulları Genel Müdürü olması bu ortamı hazırlamıştı. Fakat bu durumlar ister istemez bizi düşündürüyordu, taraftarlarımız çoğalmış, derneğimiz arı kovanına dönmüştü. Her şey kontrolümüz altında değildi ve kontrolü sağlamakta da çok başarılı olduğumuz söylenemezdi.)