Geçtiğimiz gün Sorgun’da kısa bir tur attım.
Öyle uzun uzun planlanmış bir gezi değil…
Sadece bakmak istedim.
Şehre değil… değişime.
Sokaklara girdim, yeni yapılan alanlara baktım, insanları izledim.
Bir süre sonra fark ettim ki mesele bina değil… mesele ruh.
Çünkü Sorgun değişime alışmış ve bu alışkanlık beklentileri de yükseğe taşımış. Sorgunlu eski Sorgunlu değil, mevcudiyetinin ve yaşadığı diyarın potansiyelin de farkındalığı ile hareket ediyor. Siyasetçisi de sporcusu da sanatçısı da aynı dünyaya sahip. Ama Anadolu’nun parçalanmışlık hastalığını yenmeyi başarırsa Yozgat’ın Konya’sı olacak bir yerden bahsediyorum sizlere.
Eskiden “ilçe” dediğimiz yer artık kendini başka bir yere taşımış.
Bunu tabelalar söylemiyor… bunu yürüdüğünüz yol, karşılaştığınız insan, hissettiğiniz atmosfer söylüyor.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu değişimi ne zaman kaçırdık?
Yıllardır Yozgat’ı konuşuruz…
Gelişmedi deriz, geri kaldı deriz, potansiyelini kullanamadı deriz…
Ama galiba en büyük yanlışı burada yaptık.
Çünkü biz hep dışarıya bakarken, içeride büyüyeni görmedik.
Sorgun, kendi kendine büyümedi.
Bu bir tesadüf değil.
Bu; alınan kararların, yapılan yatırımların ve en önemlisi bir zihniyet değişiminin sonucu.
Yerel yönetimlerin son yıllarda ortaya koyduğu irade…
Merkezi hükümetin yaptığı yatırımlar…
Ve Sorgun insanının ticari hareketliliği…
Bunlar birleşince ortaya sıradan bir büyüme değil, gerçek bir dönüşüm çıkmış.
Eskiden hep aynı cümleleri kurardık:
“Keşke üniversite buraya yapılsaydı…”
“Keşke şu yatırım şurada olsaydı…”
Ama hayat “keşke”lerle ilerlemiyor.
Bugün Sorgun’un yaptığı şey çok net:
Elindekini büyütmek.
Ve bunu yaparken kimseyi beklememek.
Belki de Sorgun’un farkı burada.
Bir başka konu da şu…
Yozgat ile Sorgun arasındaki mesafe.
30 kilometre…
Ama yıllarca bu mesafe büyütülmek istendi.
Sanki iki ayrı şehir gibi, sanki biri diğerine rakipmiş gibi bir algı oluşturuldu.
Oysa bugün görüyoruz ki gerçek tam tersi.
Sorgun büyüdükçe Yozgat güçleniyor.
Yozgat güçlendikçe Sorgun daha sağlam adımlar atıyor.
Bu bir rekabet değil…
Bu bir tamamlayıcılık.
Ve artık bunu herkes yavaş yavaş kabul ediyor.
Sorgun bugün “olmuş” bir yer değil.
Ama “olma yolunda” ciddi mesafe kat etmiş bir şehir.
Ve açık konuşalım…
Bu ivme korunursa, birkaç yıl sonra Sorgun’u çok daha farklı bir noktada konuşacağız.

BİR BAŞBUĞ’UN HİKAYESİ
Alparslan Türkeş
Mekanı cennet, MHP’nin kurucu genel başkanı, Türk Dünyası’nın Başbuğu Alparslan Türkeş’i sadece bir siyasi figür olarak görmek eksik olur.
O, bir dönemin duruşunu temsil ediyordu.
Bugün hala konuşuluyorsa, bunun sebebi bıraktığı izdir, toprağa attığı dava tohumlarının çınar olmuş hali.
Demek ki bazı insanlar görevleriyle değil, etkileriyle yaşıyor.
Mekanı cennet olsun.

BİR MEHMET ÇİÇEK
ZİYARETİ
Yozgat’ta dikkat çeken bir başka gelişme de önceki dönem milletvekillerinden
Mehmet Çiçek’in ziyaretiydi.
Bu tür ziyaretler bazen basit bir program gibi görünür.
Ama aslında şehir için önemli bir anlam taşır.
Çünkü bu şehirde görev yapmış insanlar, o şehrin hafızasıdır.
Ve açık söylemek gerekir:
Yozgat’ın bu hafızaya ihtiyacı var.
Siyaset bir bayrak yarışıysa…
O bayrağı taşıyanlar kadar, taşıyanların tecrübesi de değerlidir.
Buradan net bir çağrı yapmak lazım:
Yozgat’ı bırakmayın.
Bu şehir sizin de sorumluluğunuz.

BAHAR’I GÖREBİLMEK
Dünya ateş, boran olsa da bahar her şeye rağmen geldi.
Bu yıl herkes kuraklıktan bahsetti.
Ama Yozgat, özellikle Bozok Yaylası, yağışı gördü.
Toprak yeniden canlandı.
Tarlalar yeşerdi, ağaçlar uyanmaya başladı.
Bu sadece bir mevsim değişikliği değil…
Bu bir hatırlatma.
Toprak her yıl yeniden başlıyorsa…
İnsan da başlayabilir.
Yeter ki niyet olsun.
Haftanın başındayız.
Yeni bir hafta… yeni bir fırsat.
Belki herkesin içinde bir yorgunluk var.
Belki biriktirdiğimiz meseleler…
Ama şunu unutmayalım:
Şehirler kendiliğinden büyümez.
İnsanıyla büyür.
Sorgun bunu başarmaya başladı.
Şimdi soru şu:
Biz bu değişimin neresindeyiz?