Almanya’nın Düsseldorf şehrinde yaşayan Ressam, yazar şair ve öğretmen Halil GÜLEL’in karton üzerine kuru boya resim çalışmasını bulacaksınız. Ülkümüz olan Kızıl Elma makalesini severek okuyacağınızı umuyorum.
Ressam, yazar, şair ve bir öğretmen olarak Halil Gülel hocanın 2008 tarihli (A4 boyutunda, karton üzerine kuru boya) resim çalışması üzerine akademik bir inceleme tarzında bu yazıyı kaleme aldı. Halil hocamızın kıymetli çalışmasını okuyucularıma sunuyorum.
Halil Gülel hoca, bu eser, “Kızıl Elma”, benim simgesel ve felsefi temaları en berrak biçimde yansıtan kuru boyalı çizimlerden biridir. Renk geçişleri, biçimsel yalınlığı ve derin anlam örgüsüyle hem kültürel ideallerin hem de evrensel insanlık değerlerinin sorgulandığı bir resimdir.”
Bu makalede, “Kızıl Elma” adlı bu kuru boya resmi; sanat tarihi, kültür, sosyoloji, psikoloji, eğitim ve tarihi perspektifleri açısından incelediğini anlattı.
“Kızıl Elma” kavramı, Türk kültür tarihinde hem ütopik bir hedef hem de medeniyet ideali olarak yer alır. Sömürgecilik çağının Batı merkezli “medeniyet” mitlerine karşı geliştirilmiş bir doğulu bilinç ve estetik dolu özgürlük ile direniş biçimi olduğu düşüncesi savunulmaktadır.
Birçok bilim ve felsefi alandaki yetkililerin düşüncelerinden yararlanılarak, eserin postkolonyal bir söylem bağlamında yeniden okunması amaçlanır.
“Kızıl Elma” motifi, Türk kültüründe hem “fetih ideali - ülküsü” hem de insanlık ufku anlamlarını taşır. Tarihsel bağlamda başlangıçtan bugüne kadarki bütün Türk devletlerinde olduğu gibi Osmanlı imparatorluğunda da devam edip günümüze kadar “Kızıl Elma”, ulaşılamayan ama ulaşma arzusunu besleyen kolektif bir hedef düşü ve hayali olarak yorumlanmıştır.
“Kızıl Elma” adlı eserimde bu simge, geleneksel anlamını aşarak insanlığın ortak vicdanını temsil eden bir metafora dönüşür. Resimdeki elma, doğa ile kültür, madde ile anlam arasındaki sınırları aşan bir nesnedir.
Edward Said’in Oryantalizm de belirttiği gibi, Batı uygarlığı “ötekini” temsil ederek kendini tanımlamıştır. Benim bu eserim ise bu “öteki”nin dilinden konuşur; Batı’nın “medeniyet” miti yerine insan merkezli bir estetik ideali önerir.
Kuru boya tekniği, sabır, katmanlama ve ışık kontrolü gerektiren bir yöntemdir. Bir ressam olarak burada renklerin iç içe geçişlerini ustalıkla kullanıp resmettim. Elmanın yüzeyinde kırmızı, sarı ve yeşil tonların dengeli karışımı, hem hayatın çeşitliliğini hem de birliğini temsil eder.
Eserin mekânı, figüratif olmaktan çok semboliktir. Yere serili geometrik düzlem, medeniyetin kurulu düzenini, elma ise onun üzerinde yükselen manevi ideali simgeler. Bu resmin arka planındaki perdeler ve geometrik yüzeyler, birey ile toplum arasındaki sınırları tasvir eder.
Renklerin titizlikle uygulanması, sanatçının hem teknik disiplini hem de anlam derinliğini gösterir. Kuru boya çizgilerindeki dokusal yumuşaklık, insan ruhunun hassas dengelerini yansıtır. Bu anlamda eser, sadece görsel bir kompozisyon değil; aynı zamanda duygusal bir denge metaforudur.
“Kızıl Elma”nın tarihsel serüveni, Doğu’nun kendi medeniyet idealini kurma çabasının ifadesidir. Ancak modern çağda bu ideal, Batı’nın “uygarlık misyonu” söylemi karşısında kırılmaya uğramıştır. Elmanın altında yer alan çatlak yüzey, bu ideallerin kırılganlığını; parlak küresel form ise insanın yeniden doğuş umudunu temsil eder.
“Sömürgeleştirilen toplumlar, kendilerine dayatılan medeniyetle değil, kendi kendilerine meydana getirdikleri anlamlarla özgürleşirler.” Bu eseri, tam da bu özgürleşmenin sembolü olarak yaptım.
Eserin arka planındaki perdeler ve geometrik yüzeyler, birey ile toplum arasındaki sınırları simgeler. Bu açıdan “Kızıl Elma”, modernleşmenin toplumsal etkilerine dair bir yorumdur. Sanatçı olarak, bireyin iç dünyasını “yani “öz”ünü” toplumsal biçimlerin (duvar, zemin, perde) arasına yerleştirdim.
Spivak’ın “Alt Sınıf Konuşabilir mi?” makalesinde belirttiği gibi, sömürgeleştirilmiş birey kendi sesini duyurabilmek için baskın kültürün dilini yeniden kurmak zorundadır.
SÜRECEK