İsmail Cenan
Anılarla Mazideki Yozgat-27
Rahmetlik ciğerlerim babam 1964'lü yıllarda Sarı Ali'nin oğlu Hasan Hüseyin Can'ın eski Dodge marka 7-8 tonluk kamyonuna şoför olarak işe başladı. Kamyonun ele alınacak hiçbir tarafı yoktu. Bu kamyonu da babamdan başkası çalıştıramazdı. Misal birini getirsen şu kamyonu 10 gün kullanmayı başarırsan bu kamyonu sana hediye edeceğim desen kimse gelip bu kamyonu kullanamazdı. Rahmetlik babam Sıddık Cenan bu kamyonu 3 seneden fazla çalıştırdı. Bir ara arabayı patrona teslim edip çıktı. Sonra patron H. Hüseyin Amca akşam eve gelip babamla konuştu. Ağladı. Ne olur usta çoluğum çocuğum aç beni bırakma diye yalvardı. Rahmetlik babam da arkadaşını kırmazdı. İşi tekrar aldı. Patron da çok sevindi.
Kamyon 1954 model Perkins Dodge 7-8 tonluk kamyondu. Arabada marş yoktu. Çalıştırmak için yokuş aşağı bir yere durdurmak lazımdı. Ordan aşağı doğru kaptırıp çalıştırıyordu. Dizel olduğu için çalıştırmak oldukça zordu.
Bir de radyatörü 6-7 yerinden delinmiş su kaçırıyordu. Rahmetlik babam radyatöre kırmızı toz biber atıyor, deliklerini tıkayıp akmaması için, dıştan da radyatörün peteklerine incir yapıştırıyordu. Bu şekilde 1 günlüğüne işe yarıyordu. Daha bununla da bitmiyor. Araba 5 nci vitesten atıyordu. Ben babamın yanında gidiyordum. Devamlı vites kolunu tutuyordum. Babam arabayı 5 nci vitese attığında tut oğlum vitesi diyordu. Bu şekilde yol alıyorduk. Arada vites elimden çıkıyor, araba boşa geliyor. Babam oğlum iyice tutsana şu vites kolunu diyordu. Sanki arabayı iki kişi kullanıyorduk. Bu şekilde yol alıyorduk. Yozgat'tan Yerköy'e gidip gelme akşamı buluyordu. Arabada el freni hiç yoktu. Sadece el freninin şoför mahallinde boş kolu vardı. Alttan tekerlerle bir irtibatı yoktu. Daha bitmedi. Araba daha önceki zamanlarda devrildiğinden defransiyelde eğrilik varmış. Araba yola çap gidiyordu. Bu yüzden defransiyelin orta göbek kısmındaki 30-40 tane saplama cıvataları tutmuyor yolda giderken 7-8 km ara ile yere dökülüyordu. Rahmetlik babam belli bir süre gittikten sonra arabayı durdurup altına giriyor, defransiyelin dökülen saplama cıvatalarını kontrol ediyor, dökülen cıvataların yerine takım sandığından bulduğu cıvataları takmaya çalışıyordu. Cıvata küçük gelirse cıvatanın üstüne üstüne sarıyor, öyle yerine takıyor bu şekilde yol alıyorduk. Bazen cıvata çok dökülüyordu. Rahmetlik babam nerdeyse defransiyel yere düşecekmiş neyseki düşmemiş diyordu. Günlerimiz bu şekilde cehennem azabı gibi geçiyordu. Arabanı kalüsürünün taban kısımlarında 4-5 tane delik vardı. Büyükbaş hayvan taşırken hayvanların ayakları buralara giriyor. Sahipleri şoför mahalline değnek ile vurup durdur arabayı hayvanın ayağı kırılacak diye babama bağırıyorlardı. Babam arabanın hangi yerini onarsa arabanın her yeri eline sağlık insanı canından bezdiriyordu. Böyle arabada babamdan başka kimse çalışmazdı.
Bir keresinde hayvan taşırken camızın ayağı tahtadan aşağı giriyor. Adam babama durdur arabayı diye bağırıyor. Babam arabayı durduruyor. Senin arabana nerden bindim, binmez olaydım diyor. Sarıhacılı Köyü’nü biraz çıkınca sol tarafta cankurtaran barakaları vardı. Adam gidip burdan 3-4 tahta söküp getiriyor. Arabanın tabanını bir güzel tamir ediyor. Babam çok mahcup oluyor, üzülüyor ama ne yapsın babamın derdi bir değil ki araba akşama kadar canına yetiyor.
Kış olduğu zaman arabayı çalıştırmak oldukça zordu. Babam işten gelince arabayı Kayyımzade Camii’nin üstündeki yokuş aşağı olan yere durdurdu. Saraylıların İsmail Erkoç’un evinin üstüne buradan aşağı doğru bırakır çalıştırırdı. Arabada antifriz olmadığı için babam kışın radyatörün suyunu akşam boşaltır. Sabah işe gidecek zaman doldururdu. Bazen de unutur su radyatörde donardı. Evden sıcak kaynar su döker donu çözülürdü.
Rahmetlik babam arabanın altına ateş yakardı motoru ısıtırdı. Ben de motorun üst kısmına otururdum. Elimde levye demirine sarılı üstünü mazotla ıslatıp yakar kamyonun hava filtresine tutar arabanın motorunun üstünde aşağı doğru giderdik. Arabayla eski hapishanenin olduğu yerleri de geçerdik ancak o zaman çalışırdı. Ben arabanın önünden bir düşsem araba beni delik deşik ederdi. Her gün bu rezillikte arabayı çalıştırıyorduk.
Bir de arabanın egzoz borusu motor kısmından gaz kaçırıyordu. Zehir gibi gaz şoför mahalline doluyor. Şoför mahallinde olanların elleri yüzleri kapkara olarak arabadan ihtiyarlardı. Daha da aklıma gelmeyen bir sürü arabanın sıkıntıları vardı. Babam arabanın bazı yerlerini telle bağlıyor, bazı yerlerine kara sakız yapıştırıyor. Bu şekilde binbir sıkıntı ile yol alıyorduk. Canımızdan bıkıyorduk.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere yazımı Yozgat Sürmelisi’nin bir beyti ile bitiriyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler…
Bülbülü tuttum da güle bağladım.
Bülbül figan etti ben de ağladım.
Güzeller içinde gönül eyledim.
Gönlüme münasip yar bulamadım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.