Ömer Tansel
Bir dış politika vizyonumuz var mı?
Afrin şehir merkezinin alınması sonrasında harekatın askeri açıdan bir müddet daha devam edeceğini öngörebiliriz. Fakat asıl mesele operasyon sonrasında Türkiye’nin bölgede izleyeceği politikanın nasıl şekilleneceğinde yatıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen günlerde yapmış olduğu bir açıklamada Afrin bölgesinin bir daha Suriye rejimine verilmeyeceğini ifade etmesi Türkiye’nin bölgede kalıcı olabileceği mesajı olarak yorumlanabilir. Bu durumda Türkiye ilerleyen süreçlerde Suriye rejimi ile karşı karşıya gelebilir mi? Rusya Türkiye’nin Afrin bölgesinde kalıcı bir biçimde yerleşmesine uzun müddet ses çıkarmadan durabilir mi? Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından bakıldığında uluslar arası güçler dengesinde Türkiye uzun müddet Afrin bölgesinde kalabilir mi? Bu tip soruların şu an için net cevapları yok zira bölgedeki siyasi aktörler nerdeyse her gün pozisyonlarını tekrar tekrar değiştirebiliyorlar.
Rusya Türkiye’nin Afrin harekatına destek vererek operasyonun önünü açan ülke olması sebebiyle şu an için bekle ve gör politikasını güdüyor. Fakat dengelerin değişmesi ve Türkiye’nin Amerika ile Fırat’ın doğusu noktasında uzlaşması sonrasında Rusya’nın Türkiye’ye dönük politikasında değişikler gerçekleşebilir. Amerika’nın Suriye perspektifinde federal bir Suriye ‘nin kurulması hedefi yatıyor. Amerika ve Türkiye arasında süren görüşmeler Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın görevden alınması sonrasında yeni bir sürece gireceği açık. Zira yeni ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo‘nun asker kökenli olması ve Pentagon’a yakın bir siyaset izleyeceğinin şimdiden net bir biçimde ortada olması Türkiye- Amerikan ilişkilerinin sahada ve masada biraz daha gerginleşeceğini gösteriyor. Amerika Kuzey Suriye’de inşa ettiği Kuzey Suriye Federasyonu’nun ortadan kalkmasına izin vermeyeceği gibi bölgedeki etkinliğini daha da kalıcı bir biçimde arttıracaktır. Türkiye ile Menbiç konusunda ilerleyen günlerde Amerika anlaşabilir fakat Fırat’ın doğusundaki kazanımlarını asla bırakmak gibi bir politikayı ABD’den bekleyemeyiz. Dolayısıyla ilerleyen günler Türk- Amerikan ilişkilerinde yeniden bir dengenin oluşturulmaya çalışılmaya çalışacağı günler olarak gözüküyor.
Türkiye açısından dış politikadaki bir başka alan ise Türkiye-Almanya ilişkileri oluşturuyor. Almanya’da kurulan yeni koalisyon hükümetinin kuruluş protokolüne baktığımızda Türkiye ile gelecekte AB üyeliği noktasında hiçbir biçimde yeni bir müzakere sayfasının açılmaması kayıt altına alınmış durumda. Türkiye açısından bu durum Türkiye’nin AB’ye üyelik hedefinin bitmesini anlamına gelebilir. Türkiye’nin AB vizyonunu tamamen kaybetmesi ise Türkiye’nin orta ve uzun vadede başta ekonomi olmak üzere bir çok alanda kayıplar yaşamasına sebep olacaktır. Türkiye ‘nin AB’yi gözden çıkarması AB açısından elbette bir kayıp olacağı gibi fakat asıl büyük kaybın ülkemiz açısından yaşanacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Geçen günlerde İngiltere’nin Ankara antlaşması üzerinden Türk vatandaşlarına tanınan süresiz oturum hakkının kaldırılması Türkiye açısından son derece önemli bir prestij kaybı olarak görülmeli. Rusya karşısında ABD,İngiltere ve Fransa gibi güçlerin yeniden bir blok oluşturduğu şu günlerde Türkiye’nin Rusya ile kurmuş olduğu yakın ilişkilerin batılı güçlerce çok da sempati ile karşılanmadığı gerçeği üzerinden İngiltere’nin tavrını okuduğumuzda Türkiye’nin batılı devletler nezdinde ki kayıpların giderek artacağı öngörüsünde bulunabiliriz. Türkiye bugün için dış politikada sadece askeri seçenekleri temele alan bir ülke imajı çiziyor oysa Türkiye çok boyutlu bir diplomasi kullanarak dış politikada çok daha güçlü bir konumda olabilir.Türkiye bugün için giderek batıdan kopan ve otoriterleşen bir ülke olarak görülüyor. Türkiye’nin bu imajdan kurtulabilmesinin tek yolu kendisine yeni bir dış politika vizyonu ortaya koymasından geçiyor. Şu an için Türkiye’nin ne Ortadoğu ülkelerine dönük ne de Batılı ülkelere dönük bir dış politika vizyonu ortada yok. Türkiye gibi 80 milyonluk bir ülke dış politikada kendisi için gerçekçi hedefler belirlemeli ve bu hedefler doğrultusunda bir dış politika vizyonu ortaya koymalı. Türkiye istediklerini her daim askeri politikalar üzerinden ve sert güç politikaları üzerinden elde edemez. Türkiye açısından dış politikada giderek daralan manevra alanının önümüzdeki günlerde çok daha sıkıntılı bir hal alması ihtimali giderek yükseliyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.