Altın 6376.41 %0.52
BIST 14421.15 %0
Dolar 46.4369 %0.04
Euro 53.4261 %-0.39
Sterlin 61.4615 %-0.02

Dilek Yardım'ın feryadı

Hepinize yalvardım, hepinizin kapısına gittim. Hiçbiriniz sahip çıkmadınız bana. Polisine, amirine, savcısına herkese yalvardım. Beni bu adamdan kurtarın, dedim. Hiçbiriniz sahip çıkmadınız. Yeter artık!”
Bu sözler 3 ve 2 yaşındaki kızları babaları tarafından öldürülen Dilek Yardım’ın sözleri. Bir kadının yaşarken başına gelebilecek olan en ağır acıyı yaşadı Dilek Yardım. Ve iki kız çocuğunu hunharca bir biçimde kaybetti.
Dilek Yardım‘ın yaşadığı acı bu ülkede ne ilk ne de son acı olacak. Kadınların feryatları arşı titretiyor fakat bizim kalplerimize en ufak bir tesiri olmuyor. Birkaç gün dökülen timsah gözyaşları sonrasında herkes bir diğer kadın veya çocuk cinayetine kadar üç maymunu oynamaya devam ediyor.
2017 yılında bu ülkede 409 kadın erkekler tarafından öldürülmüş, 387 çocuk istismara uğramış, 332 kadın cinsel saldırıya maruz kalmışsa bunun en temel sebebi bizim toplumsal iki yüzlülüğümüz olduğu kanaatini taşıyorum. Sadece geçen Aralık ayında 45 kadının erkek şiddetinin kurbanı olduğu bir ülkede yaşamak bu ülkede vicdanı olan her vatandaşı rahatsız etmeli. Fakat her geçen yıl artan sayılarda işlenen kadın ve çocuk cinayetleri karşısında sadece susmayı tercih etmemiz toplumsal bir çürümenin de işareti. Çocuklara ve kadınlara el kalkmaz denen bir kültürden geldiğini iddia eden bizler bu kadar çok kadın ve çocuk cinayetini nasıl açıklayabiliriz?
Bugün ülkemizde bir kadın sorunu değil bir erkeklik sorunu var. Kadına saygı duymayan onu yok sayan ona bir eşya muamelesi yapan bir erkeklik anlayışı sorunu var bu ülkede. Erkekler kendilerinde erkek olmalarından ötürü kadını cezalandırma yetkisini gördükleri müddetçe bu ülkede kadın cinayetlerinin önlenebilmesi mümkün değil.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yapmış olduğu araştırmanın da ortaya koyduğu gerçeğe göre yaşamının bir döneminde erkek şiddetine maruz kalan kadınların oranı yüzde 36. Bu Türkiye’de her üç kadından birinin şiddet gördüğü anlamına geliyor. Orta Anadolu’daki kadınların ise yüzde 43’ü şiddet görüyor. Toplumsal gelişmişliğin en açık göstergesi toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmış olmasıdır. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar toplumsal hayatın dışında kaldıkça eğitim imkanlarından ve iş imkanlarından uzak kaldıkça toplumsal gelişme sağlanamaz. Bugün ülkemizde milyonlarca kadın halen iş hayatından ve eğitim imkanlarından uzak kalmak zorunda kalıyorlar. Böyle bir toplumun kalkınabilmesi mümkün mü?
Toplumsal cinsiyet eşitliğinde 144 ülke arasında 131. sırada yer alan bir ülke çağdaş bir ülke olabilir mi? Kadına yönelik şiddetin sadece Türkiye’de olduğunu iddia etmiyorum dünyanın bir çok ülkesinde kadınlar öldürülüyor, taciz ediliyor ve mal gibi alınıp satılıyor fakat buna karşın gelişmiş ülkelerin bir çoğu kadına şiddeti önlemek maksadıyla yasal ve kurumsal tedbirlerini alıyor ve bu yasal tedbirleri son derece sert bir biçimde uyguluyor.
Ülkemizde 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 sayılı” Ailenin korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin önlenmesi” yasası son derece olumlu bir gelişme olmakla birlikte yasanın bir türlü doğru dürüst bir biçimde uygulanmaması sonucunda bugün halen çok sayıda kadın erkek şiddetinin kurbanı olmaya devam ediyor. Bu ülkede yasa çıkarmanın sorunu çözmeye yetmeyeceği bir türlü anlamak istemediğimiz için Dilek Yardım gibi nice anne onulmaz acılarla karşı karşıya kalıyor.
6284 sayılı yasanın uygulanması noktasında tüm kamu otoriteleri aynı anlayışla hareket etmeli. Emniyet ve Jandarma başta olmak üzere diğer tüm kamu kurumları üstüne düşeni yapmadıkça bu cinayetleri önlemek mümkün gözükmüyor. Örneğin şiddet gören bir kadının yasaya göre gerekiyorsa sığınma evine yerleştirilmesi gerekiyor gelin görün ki bu ülkede ihtiyacı karşılayacak düzeyde sığınma evi bulunmuyor. Nüfusu 100 bini geçen her yerleşim biriminde bir kadın sığınma evi açılmış olması gerekli iken bugün ülkemizde yaşanan durumu baktığımızda yerel yönetimlerin bu konuda üstüne düşeni yapmadığını görüyoruz.
Kadın cinayetleri söz konusu olduğunda bu cinayetlerin kadını dışlayan, ezen ve yok sayan ataerkil zihniyetin ve bu zihniyet üzerine kurulu sistemin sonucunu olduğunu unutmamalıyız. Bu toplumsal yapının değişmesi ancak ve ancak bir zihniyet değişimi ile sağlanabilir. Zihniyet değişimi bugünden yarına gerçekleşmez bu yüzden devletin üstüne düşeni yapması yasal ve kurumsal mekanizmaları işletmesi ve kadınları koruyan ve kollayan yapıları kurması zaruridir. Yoksa cinayete kurban giden her bir kadın ve çocuğun arkasından dökülen timsah gözyaşları ile vicdanlarımızı temizlemeyiz. Devlet kamu otoritesi olarak kadın meselesine eğilmeli bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşları ile ortak hareket etmelidir. Toplumsal kampanyalar aralıksız bir biçimde sürdürülmeli özellikle kadın cinayetlerinin önlenmesine toplumsal bilinci arttıran çalışmalar desteklenmelidir. Kadına yönelik şiddetin münferit değil sistematik olduğunu kabul etmek durumundayız. Madem kadınlara dönük sistematik bir şiddet var ise bu sistematik şiddete karşı sistematik bir mücadele vermek zorundayız. Bu mücadele ne kadar toplumsallaşır ise o oranda başarıya ulaşacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Tansel Arşivi