Serap Demirtürk
Hakkını Helal Et Babam
Canım babam,
Ben mi bilemedim, hayat mı dizdi engelleri önüme de vakit denen kavramın nelere muktedir olduğunu bilemedim... Şimdiki aklım olsaydı gözlerinin içine baka baka seni ne çok sevdiğimi söylerdim, ama diyemedim, hiç diyemedim. Benim için yaptıklarının bilincindeydim hep, ama neden demedim ki sana hiç çok seviyorum seni diye; bilmiyorum. Bildiğim şöyle kucağında oturduğum ve sana doya doya sarıldığım günleri hatırlamadığım.
Televizyon seyrederken uyur kalırdım da beni odama götürmek için kucağına aldığında uyansam da belli etmezdim uyandığımı ve sarılırdım hissettirmeden. Neden doya doya sevmezdik birbirimizi ya da neden sevgi kelimelerini kullanmayı bilemedik. Oysa bilirdim çok fedakârdın, hep bizleri mutlu etmek için ömrünü harcadın. Çocuklarının düğününde bile resmi elbiseli görmek nasıl onurlandırırdı bizi. Bilemezdik ki kendine takım elbise alacağına bizim bir eksiğimizi gidermeyi düşündüğünü.
Hatırlıyor musun, Kastamonu’ya tayinim çıktığında, İzmir’e okumaya götürürken önüme düştüğün gibi bana can yoldaşı olduğunu... Hep dürüsttün, bir kuruş haram lokma girmesin istedin kursağımıza. Ben şimdi ne deyim; nasıl sarılayım sana, nasıl öpeyim o gül yanaklarını, nasıl öpeyim ellerini? Öyle özledim ki...
Hayatta hiç kimse senin yerini tutmadı, tutamazdı da...Yanına gelebilmek, toprağına dokunmak da yetmiyor. Neye seviniyorum biliyor musun? ...Sana hiç yanlış yapmadım, başım öne hiç eğilmedi, duyar da kızar diye korkacağım bir şeyi hiç yapmadım… Biz dört kardeş -dediğin gibi -kenetlendik birbirimize, anamızı baş tacı yaptık, yavrularımıza helal kazancı öğrettik, dürüstlüğü öğrettik...
İnsanın hayattaki en güzel eseri ardından kendine fatiha okuyacak yavrularıymış… Ne mutlu sana babam...Benim babam olduğun için seninle hep gurur duydum. Ellerinden öptüğümü bil babam. Yoksun ya, olmasan da Erdal Demirtürk’ün git dediğin şu yol var ya o yoldan gidiyorum...Elini koy kalbime, bak sen diye atıyor babam, atam! “Hocanım” derdin ya hep bana... Gene de olur mu, yanına gelince.
Hakkını helal et babam...
DUYAR MISIN Kİ BABAM?
Elimde asam ile varsam yanına,
Toplasam kurumuş çiçeklerini.
Çöküp dizlerimi değsem tenine,
Toprağa akıtsam şu dertlerimi.
“Desem ki yel eser de efil efil,
Neden hâlâ dumanlı dağlar?
Sular çağlarken serin serin
Neden hâlâ yanar bağlar? ”
Bir derin ah etsem sana doğru ben,
Görmeyi dilesem o nur yüzünü,
Buz gibi taşlara sorsam seni ben,
Yel olsam da dağıtsam bir bir hüznümü.
“Desem ki gel güneş ol da nar olup yakma.
Feryada figana koyma dünyayı.
Bağrına taş diye sevdayı sarma,
Görmeyen gözlerin halini tanı”
Bu çamı kim dikmiş senin yanına?
Sen gibi sarar gölgeler beni.
Ötelerden sesin geldi ah kulağıma,
Yavrum der gibi sardı hep beni.
“Desem ki bir taş yolda gider idim,
O yalnız yürekte can olsaydım ben.
Ne elayım ne yeşil bir kuru dal idim,
Oturdum şu taşa gül olsaydım ben.”
Bilirim kızarsın kaşını çatıp
Misafire gelişi sorulmaz ki hiç.
Vakit erken dersin yürek sızlatıp
Kalayım derim de duymaz mısın hiç?
“Desem ki umut çiçeğini büyütemedim,
Şu kırık saza tel taktıramadım,
Ak güvercini ben hiç kandıramadım,
Öte git cancağızım hasbıhalim var.”
Asama tutunup kalktım yerimden,
Toprağını suladım gözyaşımla ben.
Bir of bile çekemedim inan saygımdan,
Sızlayan ruhumla geri döndüm ben.
KIZIN
SERAP HOCA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.