Hangi taşı kaldırsam altından bir avuç kurt çıkıyor.
Dava, siyaset, ideoloji, aynı yolda yürümüşlük, kader birlikteliği falan filan.
Hikayeymiş hepsi.
Bakıyorum Yozgat’ın yarım yüzyıl öncesine, biraz daha geliyorum bu tarafa 20 yılına, daha da geliyorum 5 yıl öncesine.
Ulan hep mi aynı olur.
Hep mi aynı senaryo, hep mi aynı oyun, hep mi aynı düzen(sizlik).
Yozgat mış, ortak paydaymış: inatla, zorla, ite kaka inanmak istiyorum.
En çok da yarınlarımız için.
Yozgat özelinde yapılan konuşmaların özetinde şunu söylerim karşımdakine;
- Çocuklarımızı bu günkü Yozgat’a emanet edebilir miyiz?
Evet size de soruyorum;
- Siz, çocuklarınızı emanet eder misiniz bu günkü Yozgat’a.
İnanın ürperiyorum, herkesin Yozgat dediği ama büyük bölümünün Yozgat’ı umursamadığı bir şehrin yarınları adına,
Kurumlarının geleceği adına,
Ve içerisine düştüğümüz ve bir türlü sonu gelmeyen girdapta kaybolan yarınlarımız adına.
Hani bu şehri seviyordunuz?
Sizin için olmazsa olmazdı, ekmeğinizi kazandığınız, makam sahibi olduğunuz, ecdadınızın kabirleri ile anlam kazanmış bir diyardı.
Madem öyle neden gidenler gelmiyor,
Kalanlarsa bir parça ekmeği yüz bin parçaya paylaşıp birbirine yedirmeden çöpe atmanın derdinde.
Ne yana dönsem tek kaygı bu.
Bana yar olmayan ona da olmasın.
Ya da vur yaftayı gitsin.
Memleketimin köşe başlarında umutsuzluk konuşuluyor, umutsuzluk tohumları ekiliyor ve umutsuzluk ağaçlarında tahmin edemeyeceğiniz acılıkta meyveler çıkıyor.
Sonrası işte Yozgat!
Ne yapabiliriz, nasıl değişir şehrin bu durumu?
Geriye dönüp bakıyorum, dün, ondan önceki gün, daha önceki gün de işler böyle yürüyormuş gibi geliyor bana.
Paramız olsa, her yerden iş fışkırsa düzelir miyiz?
Ya da hepimiz okumuş insanlar olsak, kitaplar yalayıp yutsak olur mu?
Yine bildik bir cümle ve en anlamlı temenni ile yanıt vereyim, Allah’tan hayırlısı!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.