Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda
Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda...
Üstad Necip Fazıl Kısakürek, hasret duygularını bu şekilde dil getirmiş.
* * *
Memleket isterim diye başlayan şiirinde Cahit Sıtkı Tarancı’nın memleket hasretine dair satırları:
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
* * *
Ne zaman kıştan yaza adım atsak.
Güneş sıcaklığını gösterse,
Toprak yeşiliyle uyansa,
Buram buram hasret kokusu alırım.
Gurbettekiler gelir aklıma.
Kimi yıllarca memleketine, sılaya, hatta kabirdeki yakınına dua etmeye gelmemiş, gelememiş.
Kimi çocuklarına memleketinin adını dahi öğretememiş,
Kimi ise…
Amcam, mekanı cennet olsun neredeyse 30 yıl gelmedi köyüne.
Çok kısa sayılabilecek bir zaman diliminde tanıdım kendisini, sonrasında da vuslat vakti vuku buldu.
Kabri İstanbul’da.
Milyonlarca kabirden bir tanesi.
İstanbul’u can yapan, İstanbul’u bende farklı kılan en önemli duygudur o kabir.
Keşke diyorum keşkelerden kaçmama rağmen.
Bir kere olsun gelebilseydi.
Bahardan yaza girmeye hazırlandığımız bu günlerde kalbi memleket hasreti ile atanlar, atmayı bırakanlara birkaç kelam edeyim istiyorum.
Yaz demek Anadolu’da gurbetten sılaya yolculuğun başladığı zaman dilimi demek.
Her ne kadar memleket hasreti yerini güneş ve denizden ibaret tatil ile karşılığını buluyor olsa da hasret denilen olgunun hala bir yerlerde rüzgarını bekleyen kor olduğunu düşünüyorum.
O yüzden neredeyse her yıl bu vakitler başlarım ki yaz boyu ara ara sıladan gurbete ses ederim bir kişi de olsa duyar umudu ile.
Yaz geliyor, kim bilir bu kaçıncı yazımız.
Dileğim, temennim önce gönlünüzdeki hasret bulutlarını dağıtın, sonra da bir günlüğüne de olsa memlekete yönünüzü dönün.
Sıladan gurbete selam olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.