Ömer Tansel
Türkiye NATO’dan çıkabilir mi?
Amerika’da Biden’ın başkan olmasından bu yana geçen yaklaşık iki aylık zaman zarfına baktığımızda Türkiye- ABD ilişkilerinin Trump döneminde olduğu üzere kişiler üzerinden değil devlet kurumları üzerinden cereyan edeceği iyiden iyiye ortaya çıkmış durumda. Demokratların iktidarında Amerikan dış politikasının temel önceliği ABD’nin dış politikada yeniden aktif bir rol üstlenmesi üzerine kurgulanmış görünüyor. ABD’nin bu yeni dönemde yeni savaşlar açmak gibi bir amacı olmadığı gibi var olan bölgesel çatışmalara da taraf olmak gibi bir niyeti bulunmuyor. Zira ABD’nin başta salgının oluşturduğu ekonomik tahribatı gidermek başta olmak üzere Amerikan devlet kurumlarının demokrasinin güçlendirilmesi amacıyla yeniden restore edilmesi gibi başat iç meseleleri bulunmakta. Yeni ABD hükümetinin yeni dönemde dikkate alacağı temel dış aktör ise hiç şüphesiz Çin olacaktır. ABD Çin’e karşı süper güç olarak kalabilme mücadelesinin Pasifik bölgesini ısıtacağını şimdiden söyleyebiliriz. Bu noktada asıl sormamız gereken temel soru Türkiye’nin bu dalgalı denizde nasıl kendine yön bulacağı sorusu olmalıdır. Geçen günlerde yeni ABD dışişleri Bakanı Antony Blinken’nın Türkiye için “sözde stratejik ortak” ifadesini kullanması Türkiye- ABD ilişkilerinin geldiği noktayı çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Türk- ABD ilişkilerinin tarihsel seyrine baktığımızda kesinlikle iki ülke açısından en kötü dönemini yaşadığını söyleyebiliriz. İkili ilişkilerin bu derece kötü olmasının ise beş temel sebebi bulunuyor:1) Türkiye’nin giderek otoriterleşen bir ülke olduğu algısının dünyada Amerikan kamuoyunca benimsenmesi 2)Türkiye’nin bir NATO üyesi olmasına rağmen Rus yapımı S-400 füze savunma sistemlerini Rusya’dan satın alması ve bu sistemleri kullanacağını belirtmesi 3) Suriye konusunda Türkiye ile ABD arasında geçmişten bugüne gelen görüş ayrılıkları 4)Türkiye’nin bir NATO üyesi olmasına rağmen Doğu Akdeniz politikası noktasında NATO üyesi olan Fransa ve Yunanistan ile askeri çatışmanın eşiğine gelmiş olması 5) Türkiye’nin İsrail ve Mısır gibi ABD’nin yakın müttefikleri ile karşı karşıya gelmesi ve Türkiye’nin 2009 yılından beri yürüttüğü İslam coğrafyasında etkisi hissedilen Müslüman Kardeşler örgütü yanlısı tutumu. Türkiye’nin yukarıda özetlemeye çalıştığım beş noktada ABD ve NATO ile giderek ayrışması ve hatta kopma noktasına gelmesi Türkiye’nin NATO üyeliğinin de sorgulanmasına sebep olmaktadır. NATO mekanizması içerisinde NATO üyesi bir ülkenin kendi isteği dışında NATO üyeliğinden atılması gibi bir mekanizma bulunmamakla birlikte Türkiye giderek NATO içerisinde yalnızlaştırılan bir ülke konumuna itilmektedir.1952 ‘den bu yana NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip bir ülke adına bu durum son derece ciddi ulusal güvenlik riskleri doğurmaktadır. NATO’da izole hale gelmiş bir ülkenin özellikle Rusya gibi bölgesel bir güce karşı sağlam ve güçlü durabilmesi mümkün gözükmemektedir. NATO üyeliği Türkiye açısından tarihsel süreçte asla bir tercihin sonucunda olmamış aksine Sovyet tehdidine karşı ortaya çıkan bir zorunluluğun ürünü olmuştur. Sovyetlerin dağılması sonrasında onun ardılı olarak kurulan Rusya federasyonunun bölgemizde gerçekleştirdiği askeri operasyonlar karşısında Türkiye’nin NATO üyeliği çok daha önemli bir hale gelmektedir. 2015 yılında Rus uçağının düşürülmesi sonrasında Türkiye’nin NATO üyesi olması Rusya’nın Türkiye ile sıcak savaşa girmesinin önüne geçmiştir. 1952 yılından bugüne kadar geçen yaklaşık 70 yılda Türkiye bölgesinde bölgesel hiçbir savaşa girmemiş olmasının altında da NATO’nun koruyucu şemsiyesinin büyük rolü olmuştur. Tarihsel okumalardan uzak bir biçimde Türkiye’nin stratejik açıdan Rusya, İran ve Çin bloğunda olması gerektiğini söylemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Türkiye’nin yeni dönemde olmazsa olmaz bir biçimde yapacağı ilk iş yukarıda özetleme çalıştığım beş noktada bugün yapılanların tam tersinin yapılmasıdır. Demokrasiye ve insan haklarına dayanan bir ülke olduğumuz algısının dünyada yeniden oluşturulması adına hızla harekete geçilmelidir. ABD ve AB ile kurduğumuz ilişkiler yeniden restore edilmelidir. Bu gerçekleşmez ise Türkiye’nin başta ekonomi olmak üzere bugün yaşadığı sistem krizini aşabilmesi mümkün gözükmemektedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.