Tarık Yılmaz
Üniversite(m)…
15 yıl ne de çabuk geçmiş.
2006, dün gibi sanki. Şehir meydanında davullarla, zurnalarla, büyük bir heyecan ve umutla kutlamıştık kararı.
Yozgat, Kayseri gölgesinden kurtulmuş müstakil bir üniversite hüviyeti kazanmıştı.
‘Müstakil Üniversite’nin ne anlama geldiğini teferruatlı olarak bilemesek de iyi şeyler olacağına tüm kalbimizle inanıyorduk.
Bundan sonra her şey çok farklı olacaktı…
İsterseniz burada virgül koyup 2006’dan 10 yıl öncesine gidelim olur mu?
Tarihler 1996 yılını gösterirken, bir kıvılcım atıldı.
(Aslında yaşadığımız şehirde kıvılcımlar hep atılıyor. Lakin bazı zamanlar şehri yakıp kül etmek bazı zamanlar ise karanlığı aydınlatmak için çakılıyor kıvılcımlar…)
O yıllarda sahnede şu isimler var: Zafer Özışık, Okan Eryaşar, Yaşar Güder, Metin Eroğlu, Cafer Karatepe, Suat Derinçay.
(Metin Eroğlu ve Cafer Karatepe’yi rahmetle anıyorum.)
Bir insan düşünün çalıştığı iş yerinin derdi ile dertlenen, kimi zaman sorumluluğunda olmayan sorunları ile dahi ilgilenen, emeğini esirgemeyen, gece rüyalarında dahi işini, ekmeğini gören.
Bir insan düşünün, yaşadığı şehir için dertlenen, yarınları için umutları ve kaygıları olan. Başını yastığa koyduğunda son nefeste evladına emanet edeceği en kıymetli miras olan şehri zenginleştirme ideali olan.
Sorumluluklar önce insanın yaşadığı hayatta; ailesinde, işinde, toplumda dertli kılmalı.
Az önce ismini andığımız insanlar Kayseri’ye bağlı bir fakülte, yüksek okul hüviyetinde olan üniversite yerine tam bağımsız, müstakil bir üniversite istemişler. O dönem Yozgat’a planlanan ancak farklı illere kaydırılan üniversite hüviyetinin neden olduğu hüsranı da yaşamışlar, üniversitelerle gelişip kalkınan şehirleri de görmüşler.
Bir anda bir kıvılcım oluşmuş 6 kişilik. Derken toplumsal etki mekanizması harekete geçmiş.
Şehrin her kademesinden destek gelmiş.
Çok yormuşlar, çok düşünmüşler, kimi zaman maddi kimi zaman manevi fedakarlıklarda bulunmuşlar.
O yılları yaşamadım ancak Çamlık Gazetesi’nin bu günkü sayısına manşet olan haber için görüştüğüm kıymetli isimlerden dinledim.
Dinlerken yaşadım, heyecan duydum.
O gün atılan tohumlar 2006 yılında yeşermiş.
Bugün 15’inci kuruluş yıl dönümünü kutlayan bir üniversiteye sahibiz.
Temeli atanlardan tutun da bu gün müstakil üniversite olmasında her kimin emeği var ise sağ olsun, var olsun. Erdoğan Akdağ ve üniversite adına hayırlara devam eden Bilal Şahin’i asla ve kata unutamayız. Allah sağlık sıhhat versin.
Evet, kısa sürede hak etmediği olumsuzlukları yaşattık, çok yorduk, hırpaladık, amacının dışına çıkarmaya çalıştık, emeklemeden koşturmaya çalıştık.
Yanlış tanıdık, yanlış anladık…
Yanlışlarımız hala devam ediyor.
Ama her şeye rağmen kendi içinde gelişen ve büyüyen bir üniversiteye sahibiz.
Her şeye rağmen yenilenen bir üniversitemiz var.
Rağmenlere rağmen ayakta duran bir üniversite.
Bu günlere gelmesinde isimsiz kahramanların çok büyük emeği var. İnanıyorum ki rektöründen en alt birimine kadar bu emeğin emanetçisi olmanın verdiği sorumlulukla çalışıyor.
Biz basın mensupları da üniversiteye bu hassasiyetle bakmak, sahip çıkmak, koruyup kollamak zorundayız.
Üniversite, sahiplenmek için sonuna bir (m) koymalı, kalpten olmalı…
Üniversitem olmalı…
15. yılın kutlu olsun Üniversitem!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.