Tarık Yılmaz
Yozgat’a küsmeye hakkımız var mı?
Kırk gün sırtında taşıyıp bir gün nefes almak için indirdiğinde kötü, istenmeyen, hatta nankör olabileceğin bir dünya da bir şehri, geleceğini, yarınlarını taşımak ne ola ki!
Yatırım dedim bürokrasi engel oldu…
Yeni iş fikri dedim siyaset tırpan vurdu…
Bacalar tütsün dedim, Yozgat ekonomisinin tekelci rekabetine takıldım.
Memleketime iş, aş getirmek dedim, küstüm oynamıyorum!
Hatta Yozgat milletvekilliği yapıp VIP yaşayan ama ardından ‘bir daha bu şehre gelenin’ diye devam eden kızgınlık ifadesi ile dönüp gidenlerin olduğu bir şehir…
Her neyse…
Babamın tabiri ile ecit mecit türünden söylemlerle zihin bulandırmak, külleri alevlendirmek değil niyetim.
Meslek hayatım boyunca yaşadığım şehre, hatta topraklara küsen, kırılan, ardını dönenlere defalarca şahit oldum.
Kiminin gerçekten haklı gerekçesi oldu.
Gitmek bir ‘kaçış’tan ziyade ‘kurtuluş’tu onlar için.
Yaşadığım şehrin (ilçeleri, beldeleri ile birlikte) üst tabakasına bakıyorum; yöneticiler, iş insanları, STK başkanları, basın mensupları, muhtarlar, siyasiler ve dahi anlayacağınız türden şehre hakim görünen tabakalar.
Yozgat’a yani doğduğu topraklara bir şekilde küsmüş, sırt dönmüş insanlar kime küser?
Çayıralan’daki Mehmet Amcaya mı,
Yerköy’deki Hatice Teyzeye mi,
Sarıkaya’daki Ahmet’e mi,
Ya da Akdağmadeni’ndeki Ayşe’ye mi?
Yaşadığımız şehir 470 bin insandan mütevellit ise, bir şekilde şehrine küsme duygusu ile sırtını dönen insanların muhatabı da az önce saydığımı ve unuttuğumuz makamların sahipleri değil mi?
Sözü şuaraya getirmek istiyorum kıymetli Yozgatlılar;
Küsmenize sebep olan tabaka malum iken faturasını 470 bin nüfusa kesmek hak mı?
Meslek hayatım boyunca anlam veremediğim ve bir şekilde mücadele etmeye, en azından anlatmaya çalıştığım yürek sızısı mevzulardan bir tanesi bir durum.
‘Yozgat’a gelinir mi be…’ diye başlayanlarla Yozgat milliyetçiliğini ‘Yozgat’ı dışarıdan seveceksin’ şeklinde yaşayanlar ile çeşitli kişisel sebeplerle Yozgat’a küsenler arasında hiçbir fark yok!
‘Gitmek’ zor gibi görünen ama en kolay olanı.
Evet yarım asır öncesinden çaresizlik ve umutsuzluk tohumlarının ziyadesiyle var olduğu topraklardan ekmek uğruna her şeyini feda edip gidenler oldu.
Kamyon kasalarında elinde bavulu, cebinde delikli lirası olmadan gidenler ayrı bir mücadelenin müsebbibi. (Kimileri bir daha ardına dahi bakmayı düşünmezken kimilerinde hala bir vefa duygusu hakim)
Ama kendime bakıyorum, 4 çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak hayat mücadelesi vermiş biriyim.
Benim Yozgat’a küsmeden önce benim gibi çocuklara küsüp gitsem, bu Allah’tan reva mı?
Belirli bir zümreye küsüp, şehri cezalandıranlar 470 bin nüfuslu şehirde her şeyden habersiz bir yaşam mücadelesi veren insanların umutlarına pranga vurmaya hakkınız var mı?
Var mı, Allah aşkına başınızı iki elinizin arasına alıp düşünün?
Bu bir vebal değil de nedir?
Elbette ki yürüdüğümüz yolun kıvrımları, kayalıkları, pıtırakları olacak!
Ama bunlar yolun sonundaki umut denilen insana yaşama kaynağı oluşturacak hedefe ulaşmaya engel olmamalı.
Haftanın ilk günü Yozgat’a küstüm diyenlere küçük bir hatırlatmaydı benimkisi hala küs iseniz sizi vicdanlarınıza havale ediyorum.
İnanıyorum ki orada küçük bir yaşanmışlık ve Yozgat vardır!
Selam ve dua ile…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.