Hayat, insanı bazen nâr ile bazen yâr ile sınar. Nâr, ateştir; yakar, acıtır, kavurur. Yâr ise dosttur, sevgilidir; gönle huzur verir, yaralara merhem olur. İnsan ömrü, işte bu iki kavram arasında gidip gelen uzun bir yolculuktur.
Kimi zaman karşılaştığımız zorluklar, çektiğimiz acılar ve yaşadığımız ayrılıklar bir nâr gibi içimizi yakar. O ateşin içinde sabretmeyi öğreniriz. Çünkü ateş yalnızca yakmaz; aynı zamanda olgunlaştırır. Demir ateşte dövülerek şekil aldığı gibi insan da sıkıntılarla güçlenir.
Yâr ise hayatın en kıymetli nimetlerinden biridir. Bazen bir anne duasında, bazen bir babanın nasihatinde, bazen de gerçek bir dostun omzunda karşımıza çıkar. İnsan, yâr sayesinde yalnızlığını unutur. Sevilmek ve değer görmek, dünyanın en büyük zenginliklerinden biridir.
Ne var ki her yâr görünen dost olmaz. Bazıları gönle bahar getirirken bazıları da ardında yangın bırakır. İşte bu yüzden insan, yâr seçerken dikkatli olmalıdır. Çünkü yanlış yâr, insanı nâra sürükleyebilir; doğru yâr ise nârın içinden bile selametle çıkmasına vesile olabilir.
Aslında hayatın sırrı, nâr ile yâr arasındaki dengeyi kurabilmektir. Ateşten ders alıp dostun kıymetini bilmek, acılardan olgunlaşıp sevgiyi çoğaltmak gerekir. Çünkü her nârın sonunda bir hikmet, her gerçek yârın yanında da bir rahmet vardır.
Rabbim bizleri nârın yakıcılığından korusun, yârın vefasından mahrum bırakmasın. Gönüllerimize sadık dostlar, ömrümüze hayırlı yârler nasip etsin.
Vesselam; Nâr ateştir. Yâr kurtuluş.