Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’un huzurlu ilçelerinden Çekmeköy’deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ailesini derinden sarsan acı bir olay yaşandı. Öğretmen Fatma Nur Çelik’in vefatı hepimizi yasa boğdu. Rabbim rahmet eylesin, mekânını cennet kılsın. Bir öğretmenin, yani toplumun geleceğini yetiştiren bir insanın böylesi bir şiddete maruz kalması, artık kaçamayacağımız büyük bir sorunun varlığını gözler önüne seriyor.
Bir zamanlar öğretmen gördüğünde saygıyla ayağa kalkan, önünü ilikleyen, büyük-küçük demeden hürmet etmeyi görev bilen bir toplumduk. Peki nasıl oldu da şiddetin bu kadar yakınımıza geldiği, okullara dahi sızabildiği bir noktaya geldik? Cevap tek bir sebebe sığmayacak kadar derin ve çok katmanlıdır.
Son yıllarda evlerde, sokaklarda, ekranlarda duygu eğitiminin ve merhamet dilinin giderek zayıfladığını görüyoruz. Çocuklarımızın bir kısmı sabırla değil hızla, emekle değil hazırla, değerle değil tüketimle büyüyor. Aile içi iletişim zayıfladıkça, okul–aile işbirliği azaldıkça, çocuk yalnızlaşmakta; yalnızlaşan her birey de öfkeye, umutsuzluğa ve davranış kontrolünün zayıflamasına daha açık hâle gelmektedir.
Toplumsal olarak da yıllardır küçük şiddet biçimlerini “bir şey olmaz” diyerek normalleştirdik. Bir tartışmayı yüksek sesle çözmeyi, bir problemi öfkeyle ifade etmeyi, ekranlarda sürekli kavga izlemeyi sıradanlaştırdık. Oysa şiddetin büyüyüp yıkıcı hâle gelmesi tam da böyle başlar: önce kelimeler sertleşir, sonra davranışlar.
Bu durum engellenebilir miydi? Evet, doğru adımlarla hâlen engellenebilir.
Ahlaki olarak; merhameti, saygıyı, sabrı ve paylaşmayı hayatın merkezine yeniden yerleştirmeliyiz.
İmani olarak; insanın canının dokunulmazlığına dair bilinç her yaşta öğretilmeli, çocuklara değer vermek ibadet bilinciyle desteklenmelidir.
Sosyolojik ve kültürel olarak; ekran şiddetiyle ilgili denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, gençleri ortak sosyal faydalarda buluşturacak güvenli alanlar çoğaltılmalıdır.
Ailevi olarak; ebeveynler çocuklarıyla yalnızca ihtiyaç anında değil, duygu anlarında da temas kurmalıdır.
Okullarda ise psikolojik destek birimleri güçlendirilmeli, öğretmen–öğrenci ilişkisinin güvenliği için ortak kurallar net biçimde belirlenmelidir.
Ramazan’ın kalbe dokunan ışığı bizlere bir şey hatırlatıyor:
Toplumun yeniden iyileşmesi, merhametin evlerimize, okullarımıza ve gönüllerimize geri dönmesiyle mümkündür.Kalbi karartan öfkenin panzehiri merhamettir. “Bir toplumun kaderi, kalplerindeki merhametin ışığı kadar aydınlıktır.”
Şerife Bozoğlan Eker