Dünya artık sadece kaynaklarını değil, insanın zihnini ve değerlerini de tüketen görünmez bir girdabın içinde dönüyor. Adına “gelişmişlik” dediğimiz bu hızlı akışın altında, aslında büyük bir yanılgı var: Daha fazla tüketmenin daha iyi bir yaşam getirdiği düşüncesi. Oysa bugün insanoğlunun en büyük kaybı, sahip olduğu nimetin anlamını unutmasıdır.
İsraf, yalnızca çöpe giden bir parça ekmek değildir; düşüncenin değersizleşmesi, duygunun hoyratlaşması, zamanın acımasızca eriyip gitmesidir. Kendini geliştirmek için harcanmayan her dakika, ilişkileri beslemeyen her kelime, heves uğruna yapılan her alışveriş… Hepsi modern dünyanın yeni israf biçimleri.
Çünkü artık insanlar nesneleri değil, duyguları da hızla tüketiyor. Birbirini dinlemeyen kalpler, yarım bırakılan cümleler, özenilmeyen ilişkiler… Hepsi “görünmeyen israf” kategorisinde. Ve bu israf, maddi olanlardan daha ağır tahribat bırakıyor.
Toplumsal düzeyde ise israf, sessiz bir çöküşün işaret fişeği gibi. Kaynakların savrulduğu bir toplumda adalet zayıflar; adaletin zayıfladığı yerde huzur barınamaz. Ekonomik dengeler bozulur, güven duygusu aşınır, dayanışmanın yerini bireysel hırs alır. Bereketin kaynağı olan “ölçü”, modern dünyanın gürültüsü arasında kayboldukça, toplumların ruhu da yavaşça soluyor.
Felsefi açıdan israf, insanın kendisiyle temasını kaybetmesidir. Ne istediğini bilmeyen, neye ihtiyacı olduğunu ayırt edemeyen, “fazlanın” cazibesine teslim olmuş bir benlik… Böyle bir zihnin huzuru da sürekli eksik olur. Çünkü ölçüsüzlük, özünü unutturan bir sis perdesi gibidir.
Dini açıdan Ayet ve Hadis örnekleri bize pusuladır.
“Allah israf edenleri sevmez.”
Kur’an, En’âm Suresi, 141
Resûlullah (sav) buyurdu:
“Tutumlu olan, elindekini çoğaltır; israf eden ise kaybeder.”
Ancak bu karanlık tabloyu değiştirecek olan yine insanın kendi evindeki, kendi zihnindeki küçük dönüşümlerdir. Bilinçli tüketim bir trend değil, bir karakter meselesidir. Kıymet bilmek ise nostaljik bir davranış değil, geleceği korumanın en güçlü yoludur.
Bugün şu soruyu sormak kaçınılmaz:
“Ben sahip olduklarımı mı yönetiyorum, yoksa sahip olduklarım beni mi yönetiyor?”
Bu soru, modern insanın aynasıdır. Ve o aynada görülen şey, geleceğin nasıl şekilleneceğini belirler.
Unutmayalım…
Tüketimin kölesi olan, bereketin öznesi olamaz.
Ölçüyü bulan, geleceğini kurtarır. İsraf eden, kendi yarınından borç alan insandır. Tüketim hızın arttıkça, farkındalığın azalır.
“Bereket, ölçünün kapısında bekler; israf kapıyı kapatır.”