Semiha Arasbora
Tarihin İçinden Geçen Zaman Yolcuları: Suluhan Çarşısı
Düğün alışverişinin o tatlı telaşıyla Ankara’nın tarihi çarşısı Suluhan’a adım attığımızda, bizi karşılayan muhteşem yapı adeta beni büyüledi. Rengarenk dükkanların arasında gezinirken bir an durup o devasa taş duvarlara baktım ve aklımdan ardı ardına sorular geçti: "Buralar kimlerden kaldı? Bu han kaç yıllık bir yapıdır acaba?" Benim gibi tarihe meraklı olanlar ya da oraya gidip de ardındaki hikayeyi bilmeyenler mutlaka vardır diye düşündüm ve küçük bir araştırma yaptım. İşte her gün binlerce insanın adımladığı, ama birçoğumuzun hikayesini ıskaladığı o 500 yıllık gizemli çarşının asıl öyküsü...
Bahsettiğim yer, yarım asırdır Ulus’un, dolayısıyla Ankara’nın yükünü çeken, şimdilerde rengarenk boncukların, süs eşyalarının çeşit çeşit ürün bulabildiği Suluhan çarşısı, aslında Osmanlı’nın Ankara’ya bıraktığı en muazzam ve en köklü miraslardan biri.
İki Katlı Bir Osmanlı Mirası
Tarih sayfalarını geriye doğru çevirdiğimizde, takvimler bizi 16. yüzyılın başlarına, Osmanlı’nın duraklama öncesi o ihtişamlı dönemlerine götürüyor. Suluhan, Sultan II. Bayezid dönemi emirlerinden Hasan Paşa tarafından 1508-1511 yılları arasında inşa ettirilmiş.
Mimari yapısıyla döneminin en gelişmiş hanlarından biri olan Suluhan, "iki katlı ve iki avlulu" tasarımıyla ticaretin kalbinin attığı bir merkezmiş.
Alt Kat: Develerin, atların bağlandığı, tüccarların mallarını istiflediği depoları barındırırken üst katta uzak yollardan gelen tüccarların konakladığı, dinlendiği ve ticaret anlaşmaları yaptığı odalardan oluşur.
Hanın en özgün yanlarından biri ise ortasında yer alan ve ne yazık ki günümüze sadece temelleri ulaşabilen Köşk Mescidi. Altından su sızan su yolları ve çeşmeler barındırdığı için halk arasında adı zamanla "Suluhan" olarak kalmış. O dönem için hem ibadet, hem ticaret hem de konaklama ihtiyacını aynı çatı altında çözen muazzam bir "alışveriş merkezi"
Ankara'da olan 1929 yılındaki büyük Tahtakale yangınında han, çok ağır hasar almış. Mescit çökmüş zamanla alttaki o tarihi su kanalları toprakla, molozla dolmuş ve tıkanmış. Haliyle o güzelim su sistemi de tamamen yok olmuş
Uzun yıllar boyunca adeta kaderine terk edilen, bir dönem sebze-meyve hali olarak kullanılan bu koca çınar, harabe haline gelmiş.
1980’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen titiz bir restorasyon çalışmasıyla Suluhan, küllerinden yeniden doğmuş.
Hanın o eski, görkemli revakları, taş duvarları yeniden hayat bulmuş.
Bugün Suluhan’a gittiğinizde sizi karşılayan manzara, geçmiş yüzyılların o ağırbaşlı ipek tüccarlarından çok farklı elbet. Şimdilerde çarşı; düğün, nişan, kına hazırlığı yapanların, el emeği göz nuru takılar tasarlayanların, ambalaj ve süsleme malzemesi arayanların ilk ve en önemli adresi.
Ancak ortasına dikilip etrafı saran o devasa taş duvarlara baktığınızda anlıyorsunuz: Zaman değişiyor, insanlar değişiyor, satılan mallar değişiyor ama mekanın ruhu baki kalıyor.
Suluhan, sadece bir alışveriş yeri değil; Ankara’nın ticaret tarihinin, Ahilik kültürünün ve Osmanlı kent dokusunun günümüze ulaşan canlı bir şahididir. Eğer yolunuz Ulus’a düşerse, aceleci adımlarınızı biraz yavaşlatın. Suluhan’ın tarihi kapısından içeri girin, sadece alışveriş yapmak için değil, o taşların size fısıldayacağı 500 yıllık hikayeyi dinlemek için orada bir soluklanın derim
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.