Bazen insan, kalabalıkların içinde sıkışıp kaldığını hisseder. Kuralların, beklentilerin, mecburiyetlerin ve bitmek bilmeyen telaşların arasında kendi sesini duyamaz olur. İşte böyle zamanlarda gözümün önüne yılkı atları gelir.
Dağların eteklerinde, bozkırın sonsuz ufuklarında özgürce koşan yılkı atları...
Onların ne makam kaygısı vardır ne de insanların takdirini kazanma derdi. Rüzgârla dost, gökyüzüyle sırdaş olarak yaşarlar. Aç kalırlar, üşürler, fırtınalara göğüs gererler ama yine de boyun eğmezler. Çünkü özgürlük, bazen en zor şartlarda bile kendi iradesiyle yaşayabilmektir.
İnsan da aslında biraz yılkı atlarına benzer. Ruhu özgür yaratılmıştır. Fakat zamanla dünyanın yükleri omuzlarına biner; korkular, hesaplar ve beklentiler zincire dönüşür. Sonra fark eder ki beden hür olsa bile ruh esaret altındadır.
Ben yılkı atları gibi özgür olmak istiyorum.
Kimsenin alkışına muhtaç olmadan, kimsenin yargısıyla yön değiştirmeden yaşamak istiyorum. Doğru bildiğim yolda yürüyebilmek, gerektiğinde yalnız kalabilmek, gerektiğinde rüzgâra karşı durabilmek istiyorum.
Özgürlük başıboşluk değildir. Özgürlük, insanın nefsine ve dünyanın geçici cazibesine esir olmamasıdır. Gerçek özgürlük; hakikatin yanında durabilmek, vicdanının sesini susturmamak ve yalnızca Allah'a kul olabilmektir.
Belki de bu yüzden yılkı atları bana hep bir şeyi hatırlatır: İnsan, yaratılmışlara kul olmaktan kurtulduğu gün gerçekten özgür olur.
Ve ben, bozkırın ufkunda koşan yılkı atları gibi, yalnızca Rabbimin çizdiği istikamette özgürce yürüyebilmek istiyorum.
Yılkı Atları Gibi Özgür Olmak İstiyorum
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.