
Bu siyah beyaz kare, yalnızca eski bir yerleşim planını değil, kelimenin tam anlamıyla bir Anadolu vakarını gözler önüne seriyor.
Tepelerin eteklerine sabırla, sadelikle ve adeta toprağa saygıyla dizilmiş o iki katlı konaklar, Yozgat Efendileri’nin hayat felsefesinin en net aynasıdır. Dışı gösterişten uzak ve mütevazı, içi ise bir o kadar derin, sıcak ve köklüdür. Fotoğrafın sağ alt köşesine eskinin zarif el yazısıyla düşülen “Yozgad Çamlık” notu, o dönem henüz bozkırın ortasında bir vaha gibi yükselen asırlık çamların kokusunu bugüne taşıyor.
Karşı yamaçta heybetiyle yükselen kamu binası ve göğe doğru zarif bir elif gibi uzanan minare, Yozgat insanının sarsılmaz iki temel direğini simgeliyor: Devlete olan ebedî bağlılık ve Yaradan’a sığınan temiz bir inanç.
Bozok Yaylası’nda her ev adeta bir kale gibi mağrur, her köşe başında ise gözle görülmeyen ama derinden hissedilen bir edep coğrafyası gizlidir. İşte bu sokaklarda yürüyen, memleketin tozunu yutan Yozgat Efendileri; o meşhur sürmeli gözlü turnaların türküsünü kalbinde taşıyan, sözü senet, özü hakikat insanlardı.
Fotoğraftaki geleneksel Türk mimarisinin incisi olan o geniş avlulu yapılar, o dönem kapısı kilit bilmeyen, “Tanrı misafiridir.” diyerek sofrasını yabancıya sonuna kadar açan cömert hanelerin sessiz tanıklarıdır. Şehrin bağrından kopan nice manevi mimar, işte bu temeli sağlam, toprağı mert memleketin irfan ikliminde yetişti, büyüdü ve çevresini aydınlattı.
Baktıkça insanın içini garip bir sıla hasreti ve çocukluk masumiyetiyle dolduran bu kadim manzara, betona ve modern dünyanın hırsına yenik düşmemiş bir zamanın temizliğini taşıyor.
Yozgat, sadece coğrafi bir harita parçası ya da İç Anadolu’nun bir şehri değildir; o, sarsılmaz bir duruşun, bozulmayan bir mayanın ve asil bir efendiliğin adıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.