Burhanettin Kapusuzoğlu kardeşim.
Siz ne kadar güzel, ne kadar hasbi bir insansınız?
Sizden önce de Yozgat hakkında üç beş kırıntı da olsa bazı bilgiler verenler oluyordu. Biz sanıyorduk ki Yozgat hakkında yazan ve çizen insanlar en deruni bilgileri hatta en son elde edilen bilgileri aktarıyorlar sanıyorduk. Meğerse durum öyle değilmiş.
Biri çıkar Yozgat ile ilgili her konuyu sonuçta mutlaka siyasete bulaştırır, ya da ilintilendirir. Biri çıkar Yozgat ile ilgili her konuyu ucundan kıyısından Mutlaka Atatürk’ ile ilintilendirir. Mesela Çerkez Ethem’in Yozgat’a geldiğini, büyük kıyımlar yaptığını, Sahathane’de darağaçları kurdurup suçlu suçsuz pek çok Yozgatlıyı idam ettirdiğini. Yozgat’ta bulunan kadın ve kızların ne kadar altın ziynet eşyaları varsa el koydukları, hatta herkesin kapısında bulunan ve geçimlerini sağladıkları ne kadar yürür malı varsa el koyduklarını belki biraz anlatırlar, hikâye ederler. Ama Çerkez Ethem’i Yozgat’ı yağmalamak için, Yozgat’ın belini kırmak ve 50-60 sene belini doğrultmayacak kadar baskı ve zulüm yapanı kimin gönderdiğinden hiç söz etmezler. Yozgat’tan götürülen mal ve hayvanların Ankara pazarlarında aylarca satıldığını pek söylemezler. Yozgat’ın çevre vilayetlere göre neden bu kadar geri kaldığının sebebini Çerkez Ethem ve onu gönderenler konusuna bağlamaktan çekinirler.
…
Sizden öncekiler sokakta çelik çomak oynarken siz Bozok-Yozgat okyanusundan gemiler dolusu hazineler getirdiniz.
Ne çok hazine değerinde bilgi ve belge biriktirmişsiniz ne çok?
Okyanusun dibinde duran bu inci değerindeki bilgi ve belgeleri sizden öncekiler sadece “tevatür” olarak anarken, siz tüm hazineleri önümüze serdiniz ve sermeye de devam ediyorsunuz.
Ne çok bilmediğimiz varmış. Ne çok duymadığımız değerlerimiz varmış.
Bizden öncekiler neden derinlere inememiş ve sürekli bilgiliymiş edasıyla dereler kenarında “endemik” bilgi aramışlar gibi oyalanıp durmuşlardı.
…
En ilgi çeken ve takdire şayan yönünüz nedir biliyor musunuz?
Çok mütevazı bir şekilde, övünmeye ve “ben bilirim”, “bu konunun uzmanı sadece benim”, “benim elimdeki belgeler hiç kimsede yoktur” bencilliğine girmeden, “küçük dağları ben yarattım” edasında olmuyorsunuz.
Bir derviş edasıyla söz kendinden çıkmıyormuş gibi bilgileri önümüze serdediyorsunuz.
Yine en ilgi çeken ve takdire şayan diğer yönünüz nedir biliyor musunuz?
Bazılarının önceleri yaptığı gibi sözü döndürüp dolaştırıp “avara kasnak” gibi mutlaka siyasete ve siyasilere “laf çakma”, “laf sokma” basitliğine de girmiyorsunuz. Zaten kendinden ve bilgisinden emin olan insanlar sağı solu karalayarak, tüm olumsuzlukları kendi dışındakilere yükleyerek kişilik isbatı gibi bir duruma asla girmezler. Siz asla bu yollara tevessül etmiyor, asla bu yola girmiyorsunuz.
Ayrıca gördüğümüz kadarıyla kapınız herkese açık. Konu Yozgat, Yozgat’ın kültürel ve maddi değerleri olunca elbette dağarcığında bir şeyler olanlar sizin kapınızı çalacaklardır. Dağarcığında bir şey olmayanlar ise kısır ve sığ siyasetin dolambaçlı yollarına dalarak kendilerine yol bulanlar sizin bu “EFENDİ” sayfanızda yer bulamayacaklardır.
Hatta siz; Eksiği ve yanlışı kendinde görmeden, yarım yamalak bilgi durumuna bakmadan siyasilerden hizmet ve çözüm bekleme yoluna da girmiyorsunuz.
Mesela siz: “Ey milletvekilleri, ey Vali ey Belediye başkanı “Seyfa çeşmesi” nerede haydi bilin bakalım” diyerek o konuda sizi duyup cevap verme ihtimali olmayan siyasilere de laf saydırmıyorsunuz.
Siz ne iyi insansınız.
Sizler ne iyi insanlarmışsınız.
Biz de meydanda gezenlere bakıyor da Yozgat’ımız adına üzüntüye kapılıyorduk. Meğer üzüntümüz yersizmiş ve siz gibi iyi insanlar iyi mütefekkirler varmış.
Burhanettin Kapusuzoğlu, teşekkürler size.
Size katkı veren Necati Şahin, Zafer Özışık, Kürşat Kayapınar, Orhan Sakin’e de ayrı ayrı teşekkür ederim.
Teşekkürler sizin gibi hizmet edenlere.
Teşekkürler “YOZGAT EFENDİSİ’ne
Yozgat’a hizmet dediğiniz işte böyle olur.