Çok Kıymetli Gönül Dostları;

23 Nisan 1920 günü, Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra Tekbir ve Salavatlarla ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır.

106 yıl önce bugün; milletimizin kendi geleceğini belirlediği, egemenliğin millet irâdesine bırakıldığı ve Türk'ün bağımsızlığının dünyaya haykırıldığı, tarihimizin önemli dönüm noktalarından birisi hayat bulmuştur.

Hâkimiyetin “kayıtsız şartsız” millete ve özellikle de gelecek genç nesillere âit olduğunun ifâdesi olan "Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramımız" kutlu olsun.

"Millî Eğemenlik Bayramı" vesîlesiyle sosyolojik bir gerçek olan milleti, etnisite ile karıştıranlara şu önemli hususları,
hatırlatmak isterim:
TÜRK, bir etnisitenin adı değil; müşterek bir millete, bir medeniyete, bir devlete ve vatana mensûbiyetin ve kederde, tasada, sevinçte bir olan insanların ortak ismidir.

Millet; asırlar içinde târihî gelişimini tamamlamış; "klan, aşiret, kavim" merhalelerini geçip; ırkî asabiyeden çok daha geniş ve kapsayıcı bir içtimâî gerçeğin kültür ve medeniyet vasatında
mensûbiyet şuuruna dönüşmesiyle oluşan topluluğun üst kimliğidir.

TÜRK milleti; uzun asırlar içinde, tarihin örs ve çekici arasında kalarak şekillenen; inancın, imânın, kanın ve duyguların yoğurduğu, dilin yaşattığı, ortak kıymet hükümlerinin şekillendirdiği, aynı kaderin paylaşılıp, aynı sevinç ve elemin müşterek duygularla yaşandığı, şehit kanlarıyla vatan kılınan topraklarda beraber yaşama irâdesi ve geleceği birlikte inşâ etme düşüncesiyle ortak ideâllerin hayat bulduğu, millî kültürün ve medeniyet değerlerinin biçimlendirdiği sosyolojik bir hakikattir.

İbn Haldun'un ifâde ettiği “nesep asabiyesi”nin çok üstünde yer alan ve çok daha geniş içtimâi bir gerçek olan “sebep asabiyesi"nin mensûbiyet şuuruna dönüştüğü ve devlet kurma ve devleti yaşatma şuurunun her dönemde tebellür ettiği irâdî bir topluluktur.

Bütün bu sebeplerle farklı etnisitelerin kaynaşarak "sebep asâbiyesi" temelinde millet olması; beş bin yıllık tarihiyle, köklü kültür ve medeniyetiyle, devlet kurma ve teşkilatçılığıyla temâyüz eden azîz milletimizin ortak değerler manzûmesi içinde bir araya gelmesi, "mozaik" değil "aynı kilimin desenleri olması" ve " Biz hep birlikte TÜRK MİLLETİYİZ" demesidir.

Bu îtibarla TÜRK olmak, Türk doğmaktan çok öte bir şeydir.

TÜRK; İslâm milletleri içindeki fazîlet yarışında Î'lâ-yı Kelîmetullah sancağını en uzun süre taşımış olan azîz ve asil bir milletin adıdır.

Bunu idrâk edemeyen kemalistler, tengriciler, ulusalcılar Türk'ü İslâm'dan uzaklaştırmak için çalışırken; İslâm parantezindeki Türk milliyetçiliğini tekfir etmeye kalkan, ancak bölücü etnik fitneye çanak tutan bir takım kişiler ise ne hazindir ki Türk'ü İslâm dairesinin dışında bırakmanın "gaflete, dalâlete ve hatta hıyânete varan" gayretini gütmektedirler. Her iki taifenin dünya görüşleri farklı olsa da bunlar İslâm ve Türk düşmanlarının değirmenine şu taşımaktadır.

Netice-i Kelâm; ASKERİNE VERDİĞİ "MEHMETÇİK" İSMİNİ MİLLÎ BİR SEMBOL HÂLİNE GETİREN MÜSLÜMANIN TÜRKÇE KONUŞANINA,

KÜFFÂRA KARŞI EN ÖNDE KILIÇ SALLAYAN MÜCÂHİDİN SU KATILMAMIŞINA,

AY YILDIZLI BAYRAK VE İSTİKLÂL MARŞIYLA AŞKA GELEN, "ÖLÜRSEK CENNET BİZİM, KALIRSAK DEVLET BİZİM" DİYEN YİĞİDİN HASINA TÜRK DENİR.

"Ne mutlu TÜRK'üm diyene..."

Allah bize yâr olsun
Tûran iller vâr olsun
İslâm tâcidâr olsun
Türkler pâyidâr olsun
Adâlet kıyâm etsin
Hilâl berhudâr olsun
Vatan bahtiyâr olsun.

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN.

23 Nisan Ulusal Eğemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun.
Gâzî Meclisimizin kurucularını, İstiklâl Harbinin kahramanlarını rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyoruz.