Çünkü O, bizim için en doğru istikameti belirleyen yegâne rehber, dünya ve ukbâ saadetini bahşeden Tek Önder’dir… Çünkü O, doğruluğun ölçüsü ve Hakikat’in öncüsüdür... Bu sebeple; O’nun her sözü, her hareketi ve her hedefi ümmet-i Muhammed’e istikamet belirleyen bir pusula olmalıdır… Hayatın mânâsını ve dînin muhtevâsını idrâk etmek isteyen O’nun sünnetine sarılmalıdır… Duâların müstecâp olmasını dileyen O’nun diliyle ve hâliyle Hakk’a yalvarmalıdır… “Gül”le hemhâl olmak isteyen O’nun gölgesinde kalmalı, O’na dil-beste olanlar Muhabbetullah deryâsına dalmalı ve yaşayan ölüler “Gül”ün aşkıyla canlanıp nefes almalıdır...
Çünkü O, “Âlemlere Rahmet” olması hasebiyle; bütün zamanları ve mekânları nurlandıran, kıyamete kadar ışık membaı olan bir îmân güneşidir. O’nun nûru; her çağda “yaşayan”, her devirde “yaşanan”, her mekânı “yaşatan” ve insanlığın bahtını aydınlatan bir sevgi ummânıdır... O; nûruna pervâne olduğumuz, hüzzamdan Hicaz’a yol bulduğumuz kâinatın en güzel bestesidir… O, İlâhî vahyi bizlere tebliğ eden, tebliğini en mükemmel bir biçimde davranışlarıyla temsil eden ve en doğru bir üslûpla telaffuz eden eşsiz bir ahlâk âbidesidir… O, İlâhî inşâ projesinin; mîmarı, mühendisi, mübelliği, mübeyyîni, mürebbîsi ve muâllimidir… Bu sebeple; O’nu Hakk’ın işâret buyurduğu kıstaslarla idrâk etmemiz bir zarûret, O’nu doğru ölçülerle kavramamız bir mükellefiyet, O’nu hakkıyla anlamamız ise şartın ötesinde bir mecbûriyettir... Yâni “Gül”ü anlamak; “akleden kalbimiz” için vazgeçilmez bir istikâmettir...
“Gül”ü anlamak; aklımızı kalbimize, kalbimizi de emr-i İlâhiye tâbî kılıp, “akl-ı selîm, kalb-i selîm ve zevk-i selîm” zâviyesinden hayata bakmaktır…
“Gül”ü anlamak; îmanla tenvîr edilmiş bilgiyle hâdiseleri yorumlamak ve çağın problemlerine yeni çözümler üretmektir…
“Gül”ü anlamak, “Oku!” emrini kâmilen idrâk edip; irâdemizi, zihnimizi ve gönlümüzü nurlandırmak; insanı, eşyayı, hayatı, zamanı, varlığı “Allah(c.c.) adıyla” ve “Allah(c.c.) adına” “Gül” nazarıyla okumaktır…
“Gül”ü anlamak, hâl-i pür melâlimizin kemâlini zevâle döndürmek ve gözü yaşlı Hilâl’in zevâlini yeni bir müjdeli şafakla kemâle erdirmek için, madde ve mânâ planında her türlü zevâlden kemâle yol bulmaktır... O’nu anlamak; en olumsuz şartlarda bile fetih rüyâları görmek, şartlara teslim olmadan şartları teslim almaktır…
“Gül”ü anlamak, O’nun fizikî güzelliklerinin çok daha fevkinde olan ve O’nun esas farklılığını oluşturan; ahlâk ve karakterini, tavır ve davranışlarını, akıl ve irâdesini, şuur ve muhâkemesini, düşünme ve kavrayışını rehber edinmektir. Çünkü O; Müslümanlar için; hem örnek, hem önder, hem ölçü, hem de öncüdür…
Efendimiz’in sarığına ve sakalına verdiğimiz önem ve muhabbetin kat be kat fazlasını O’nun ahlâkını yaşamaya, tavsiyelerine uymaya ve muazzez hayatlarını örnek almaya hasretmemiz gerekirken, bunu yap/a/madığımız gibi hak etmeden şefâat beklemek ve şeklen taklit etmek kolaycılığına duçâr olduk asırlardır. Hâlbuki bizler, sadece Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm’ın tek bir emrine dahi tâbî olabilseydik; “İki günü birbirine müsâvî olan Müslüman zarardadır” hadisini hayat düsturumuz hâline getirip O’nun gösterdiği hedefleri kavrayabilseydik ve O’nu gerçekten anlayabilseydik aslâ bugünkü halde olmazdık…
“Gül”ün kendisini yaşatmak, hayatımızın her safhasını “Gül”le donatmak, gözyaşımızı alınterimizi ve göz nûrumuzu “Gül” kokusuyla kuşatmak varken, O’nun sadece hâtıralarıyla yaşamaya çalışmak “Gül”ü anlamamaktır...
“Gül”ü anlamak; nefsimizi “Gül Terazisi”nde hesaba çekmek, hayatımızı “Gül” mihengine vurmak ve “Gül”e muhabbetimizi yeniden muhasebe etmektir…
“Gül”ü anlamak; O’nun sünnetine tâbî olma azmimizi tazelemek ve Kelime-i Şahâdet’i ilk defa söyleyen sahabîlerin hâli gibi cân-ı yürekten bir besmele çekip, yeniden aklımızı, rûhumuzu ve fiillerimizi “Gül” aşkıyla yıkamaktır…
Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, çağımızda artık “ateşten bir kor” olan îmânımızı “elimizde” tutabiliyorsak , “Lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhîdini büyük bir aşkla ve iştiyâkla söyleyebiliyorsak, bunu “Muhammedü’r-Resûlullah” diyebilmemize borçluyuz....