Çok Kıymetli Gönül Dostları;
15 yıl önce ikinci kez Hac ibâdetini edâ edip, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’den ayrılırken kaleme aldığım “Haremeyne Vedâ Ederken” başlıklı bir şiirimi, Hac ve Umre ibâdetlerini yapanların hâtırâlarını tâzelemek; Hicaz’dan dönenlerin de yüreklerindeki Mukaddes Yolculuk aşkını dile getirmek düşüncesiyle siz Hacı kardeşlerime arz ediyorum.
BÂKÎ SELÂM VE DUÂ İLE...
HAREMEYN’E VEDÂ EDERKEN
“Gittiğiniz yerlere bizden selâm götürün!” diyen
cümle gönül dostlarına
Kutsal Topraklardan, kalb-i cihandan,
Fâni dünyadaki aslî vatandan,
“Beledü’l-emîn”den, “Dârü’l-îman”dan;
Size Beytullah’tan selâm getirdim.
“Ekin bitmez vâdî”dekinâleden,
Rahmet çağlayanı bir şelâleden,
Kâbe’den, o eşsiz Siyah Lâle’den;
İlâhî dergâhtan selâm getirdim.
İhrâma bürünüp yola çıkandan,
Beyaz bir sel gibi Beyt’e akandan,
Aşk odunda günâhını yakandan;
Âgâh-ı felâhtan selâm getirdim.
“Lebbeyk” nidâsıyla Kâbe’ye varan,
Yürekten “Hû” çekip Hakk’a yalvaran;
Işık yüzlü, yağmur gözlü kullardan,
Ehl-i Zikrullah’tan selâm getirdim.
Ummanda katreyiz, damlada deniz,
Beyt’in etrâfında nurdan hâleyiz,
Pervâne misâli dönüyorken biz,
Semâvî semahtan selâm getirdim.
Tavafın nûruyla kalpler ışırken;
O nur, yüreklere sevdâ taşırken,
Dünyadan ukbâya kul yaklaşırken,
“Rükn-i istilâm”dan selâm getirdim.
“Hacerü’l-Esved”de, aşk-ı vahdetten,
Zemzem Suyu’ndaki sırr-ı hikmetten,
“Mizâbü’r-rahme”den yağan rahmetten,
Mescid-i Harâm’dan selâm getirdim.
Gelip “Mültezem”i “Gül” gibi saran,
“Hıcr-ı İsmâil”de dîvâna duran,
Terleyen gözlerle secdeye varan,
Hüccâc-ı kirâmdan selâm getirdim.
Allah’ın Beyti’ni nazâr eyleyen,
Gönül Kâbesi’ni gülzâr eyleyen,
Aşka tevekkülü serdâr eyleyen,
Uşşâk-ı “Makam”dan selâm getirdim.
İhrâmlar bembeyaz, tenler rengârenk,
Kesrette vahdet var, Tekbir’de âhenk,
“Gül” aşkı, muhabbet ufkunda mihenk;
Uzlet şafağından selâm getirdim.
“Harem”de tebessüm müşterek lisan,
Sımsıcak bir bakış hâle tercüman,
Sözden öte söz var sevgiye ferman;
Kardeşlik bağından selâm getirdim.
Akarken gözlerden rahmet yağmuru,
Taşar yüreklerden muhabbet nûru,
“Metaf”ta yaşanır vuslat sürûru,
Aşkın kaynağından selâm getirdim.
Îmandan, ihlâstan, şükr-i nîmetten,
Safâ’dan, Merve’den, Sa’y u gayretten,
Zemzemler yeşerten teslîmiyetten,
Tevekkül çağından selâm getirdim.
Yürekler, yürekten Tekbir alırken,
Mârifet ufkunda yol kısalırken,
Vakfe için Arafat’ta kalırken,
O kutlu zamandan selâm getirdim.
“Cebel-i Rahme”den“sel gibi akan”,
“Meş’âr-i Haram”dan Mahşer’e bakan,
Mina’da şeytanı âciz bırakan;
“Duyûfu’r-Rahman”dan selâm getirdim.
İlk vahiy, ilk emir ve ilk desturdan,
Cebrâil nefesli “Cebel-i Nur”dan;
“Akabe”den[18], o bîat-ı mebrurdan,
Hicret’ten, hicrandan selâm getirdim.
SÜRECEK