Hâsılı kelâm; derdimiz “Gül”ü anlamamış olmamız, dermânımız ise “Gül”ü anlayabilmemizdir… Niyâzî-i Mısrî’nin:
“Dermân aradım derdime, derdim bana dermân imiş
Bürhân aradım aslıma, aslım bana bürhân imiş”
dizelerinde ifâde ettiği gibi derdimizin devâsı kendi içinde saklıdır… Bu devâ; “Gül”ü hakkıyla anlamak ve O’nun işâret buyurduğu ufku bihakkın idrâk etmektir... Zaten, Kâinatın Solmayan Gülü’nün nurundan başka hiçbir ilaç kâr eylemez bize… Ve Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm’dan gayrı hiçbir tabip derman olamaz derdimize… Öyleyse gelin hep birlikte, “Lâle”ye müştak “Gül” aşkıyla gönlümüzü yeni baştan “Gül” yaprağıyla âyet âyet örelim ve hayata “Gül” penceresinden bakıp Hakk’ı ve hakîkati dosdoğru görelim...
Hamd ü senâ olsun, bizleri “eşref-i mahlûkat” olarak yaratan ve ümmet-i Muhammed olma şerefiyle yaşatan Kalbimizin Sahibi’ne… Sâlât ü selâm olsun, Rahmet-i Rahmân olan Son Resûl’e… Ve selâm olsun, “Gül”ün gölgesinde kalan, Muhabbet-i Resûllulah’tan Muhabbetullah’a vâsıl olan cümle yârân-ı Gül’e…
Hatm-i Kelâm:
Yâ Rabbe’l-Âlemîn! Gönülleri “Nûr”a doyuran, yüreklere “Gül” kokuları duyuran; “Gül”ü anlamayı, “Gül”ün ahlâkını yaşamayı, “Gül”ü hayatımızda yaşatmayı bizlere lütfeyle…
Yâ Ekreme’l-Ekremîn! Bizleri “Gül” aşkına eriştir ve bizlere “Gül”ü hakkıyla anlayacak ve örnek alacak idrak, irfan ve şuuru ihsân eyle... Âmîn… Âmîn… Yâ Mûin…