Allah insanı yaratırken en güzel şekilde ve yeryüzünün halifesi olarak yaratmış ve onu sayısız nimetlerle donatmıştır. Cenabı hakkın bu kadar nimetine karşı bizler şükür mü ediyoruz, nimete nankörlük mü?

“Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır. “ Ayeti kerimede belirtilen bu imtihana kim ne kadar hazır? Bir başka ayette Cenabı hak şöyle buyuruyor: “Şükreder ve inanırsanız Allah size niçin azap etsin? Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir.” ayet-i kerimede, şükürle imanı bir arada zikretmiş ve ikisi bir arada bulunduğunda azabı kaldıracağını beyan etmiştir.

Şükür, nimetin farkında olmak ve kıymetini bilmektir. İnsan her biri lütfu ilahi olan nimetlere körleşmez ise, onların farkında olursa, şükrünü eda edecek kalp uyanıklığına da sahip olur. Eline geçmeyen nimetlerin sıkıntısıyla kalbini meşgul etmez. Mahrum kaldığından çok daha fazlasının verileceğini bilir. Belki bu yüzden şükür birçok ibadetin sevabını içinde barındırır.

Peygamber Efendimiz S.A.V. buyurur ki: “Yemek yiyip şükreden kimse, (sevap bakımından) oruç tutarak sabreden kimse gibidir.” Şükür, daha birçok ayet-i kerimede iman ve zikirle birlikte anılmıştır. Ashabı Kiramın büyüklerinden İbn Mes’ud r.a. şöyle buyurmuştur: “Şükür imanın yarısıdır.”

Şükrün ne kadar hassas ve ince bir noktada olduğunu görüyorsunuz. Bizler yediğimiz içtiğimiz bunca nimet var iken maalesef mutlu değiliz. Çünkü bu nimetler karşısında şükür eksiğimiz var. Eskilerin en çok kullandığı bir kelime olan “ÇOK ŞÜKÜR” kelimesine hasret kaldık. Herkes borçlu, herkes sorunlu, herkes dertli, herkes hasta vb. say say bitmez. Günümüz insanın dünya meşgalesi o kadar çok ki ne için yaratıldığını unutmuş dünya malı peşinde ahireti unutmuş hani bir söz var ya bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete, sonumuz nasıl olur bilmiyoruz. Allah için kendimizi bir sorguya çekersek neyimiz eksik ne istiyoruz. Eğer dünya malına tamah artmışsa isteğin ve arzuların arkası bitmez. Biz neyi unutuyoruz en büyük nimet sağlık nimetini ona da şükür etmedik etmiyoruz. Bunun kıymeti bugün biraz daha iyi anlaşılır gibi oldu. Kapımızda çeşit çeşit araçlar, kaloriferli evler, soframızda çeşit çeşit yemekler var iken şükretmiyoruz, Oysa sokakta aç gezen ekmeği olmayan yakacağı olmayan insanları görüpte görmezden geliniyor ise işte bu verilen nimete nankörlüktür. Sana verilen o nimette fakirin ve ihtiyaç sahibinin hakkı vardır. Sorsan ne diyor ben kazandım benim malım, yok güzel kardeşim mal senin değil, can da senin değil hepsi emanet. Şükür dil ile olmaz gönülden olacak sana verileni paylaşacaksın ki Müslüman’a yakışan budur. Yine ayeti kerimede şöyle buyuruluyor. “Kullarımdan hakkıyla şükreden azdır.” İnşallah bizler çok şükredenlerden oluruz.

Yine Ebu Talib Mekkî k.s. der ki: “Hakkıyla şükreden kimse, az nimete de şükredendir. Yani sahip olduğu tek bir nimet için devamlı şükreden kimsedir. Bunun için Allah Teâlâ, kendisini ‘Şekûr’ ismiyle isimlendirmiştir.”

Fazla uzatmadan bugün en çok ihtiyacımız olan şükürdür. Şükredelim ki imanımız artsın. Gerçekten dil ile değil gönülden şükredelim. Allah’ın bizlere vermiş olduğu binlerce nimete, hiçbir şey yoksa aldığımız nefese şükredelim ki huzur bulalım, bereket bulalım. Cenabı Hak bizleri en güzel şekilde şükredenlerden eylesin.