(Geçen haftadan devam)

Esasında; Milliyetçilerin çoğunluğunun da demokrasiye vs pek inandıkları da şüpheli gibi görünmemelidir.

“En kötü demokrasi idaresi, en iyi darbe idaresinden daha iyidir” dedikleri halde, Demokratik yolları benimsediklerini ve bu yolun her zaman açık olduğunu belirttikleri halde çoğu kez demokratik davranmaktan uzak kalmamalıdırlar.

Onlar için demokrasi hedef değil, hedefe ulaşmak için bir araç gibi görünmemelidir.

Bu yüzden, demokratik usullerle ve hoş görü ortamında yapılması gereken en basit bir seçimde bile antidemokratik yollara başvurmak milliyetçiliği kabul eden birisine yakışmamalı.

Aday olması muhtemel kişilerin antidemokratik yollarla vazgeçirilmesi, ikna edilmesi, caydırılması gibi yollara asla girilmemelidir. Genellikle “kol kırılır ve her zaman yen içinde kalması istenir” Fakat kırılan o kol hep sizin kolunuz olması da kabul edilir bir durum değildir. Kol da kırılmasın ve yen içinde de kalmasın.

Milliyetçilerin, Millete ve milletin değerlerine de pek inandıkları konusu da biraz müphem görünmemelidir.

Eğer Milliyetçiler, milletlerine inanıyorlarsa milletin hayrına olan ve millete faydalı olan işleri filan falan parti yaptı diye kötüleyip karalama yoluna da gitmemelidir.

Ölçüyü rakibin davranışına göre ayarlamamak gerekir.

Bir Milliyetçi adına hareket ettiğini ifade ettiği milletinin durumuna göre hareket etmeli ve ona göre fikir geliştirmelidir.

Milliyetçiler, milletlerini pek önemsemez ve ona değer vermez gibi bir duruma düşmemelidirler. Türk Milleti her türlü değerin üstündedir. Millete düşman olan, milletin değerlerini hiçe sayan fikir ve düşünce sahiplerinin görüşlerine göre görüş oluşturmamak ve öyle hareket etmemek lazımdır.

Yine milliyetçilere göre; Milletini en çok sevenler, en vatanseverler sadece kendileridir, kendileri dışındaki herkes milleti sevme konusunda ya ikiyüzlüdürler, ya da esaslı bir şekilde “takiyye” yapmaktadırlar düşüncesi de yanlış bir düşüncedir. Çeşitli sebeplerle sizin yanınızda olmayan fakat içinde Millet ve memleket sevgisi taşıyan, milli değerler önem veren insanların da olabileceği unutulmamalıdır.

Son zamanlarda gelişen ve bir gurup milliyetçiler arasında da yayılma istidadı gösteren; Çanakkale’de üstümüze gelen işgalci devletleri. Milli mücadele ile denize döktüğümüz Yunanlıları. İmparatorluğumuzu parçalayan İngiliz’leri, kılık kıyafeti ile kelimeleri ile laiklik anlayışı ile bizi etkileyen Fransız’ları bir kenara bırakıp sadece düşmanımız Araplarmış gibi Arapları, Müslümanları, Türkiye’de bulunan sağ gurupları düşman gibi görmek ve onları çok çok eleştiriyor olmak da olumlu bir davranış değildir.

Sanırım bu eleştirileri yapanlar, dinimiz İslamiyet’i yeteri kadar bilmeyen, Osmanlı hoş görüsünü anlamamış insanlardır. Bu gibi eleştirilere de prim vermemek gerekir.

Aslında bu yolla dolaylı olarak İslamiyet’e zarar veriliyor olmak yanlış bir tutumdur.

Türk Milliyetçisi okudukları kitaplarda bahsedilen şeyleri hiç kendi üzerine almazlık edemez. O her durumdan her okuduğundan Milleti ve kendisi için dersler çıkartır.

Atasözleri, dini sözler, özlü sözler vs. gibi yazılan çizilen her şey sanki hep ve her zaman kendi dışımızdakilerden çok bize de hitap etmektedir-etmelidir.

Yazılanları kendi üstümüze almayıp hep başkalarına attığımız takdirde, okunan şeylerin bize ne gibi bir faydası olacaktır?

Okuduğumuz kitap ve yazılar eğer bize tesir etmiyor bizi düzeltmiyorsa o zaman bu nice okumaktır.

Kendi dokusu, rengi, tavrı, kokusu ve kimliği olmayanlar; Sürekli kendilerini başka bir yere göre konumlandıranlardır.

Bir insan kendisi olmayınca, bu gün bir başkası, yarın bir başkası, öteki gün ise daha bir başkası gibi olurlar.

Başkası gibi olmak, başkasına benzemek, başkası gibi hareket etmek insana ne kazandırır. Maymunlar taklit ederler, kendinden başkasını daha çok da insanı taklit ederler. Ancak maymunlar ne kadar iyi taklit ederlerse o kadar çok sevilirler. İnsanoğlu için durum aynı değildir.

En nihayet onlar maymundur işleri taklit yapmaktır.

İnsanoğlu ise insandır. Maymun değildir. Bir başkasını çok iyi taklit ederek ancak iyi bir maymun olunabilir.

Maymunlar da insan yerine geçmezler.

Biz Kimiz? Diye düşünmek lazımdır.

Ben kimin, biz kimiz? Diğer insanlar arasındaki yerimiz ne olmalı, neresi olmalı?

Diğer insanlardan farkımız ne?

Toplumdaki yerimiz ne, ne olmalı?

Biz kendimizi tanımlayıp milliyetçiyiz diyoruz ama!

Başkaları bizi nasıl tanımlıyor, bizi nasıl görüyor?

Bizim sözümüz başkalarının sözünden ve sükûtumuz başkalarının sükûtundan farklı mı? Farklı olmalı.

Bu fark bizi biz yapan değerlerin tekrarından ve sükûtundan başka bir şey değildir.

Biz konuşurken, hareket ederken ve susarken bile “biz” olmalıyız.

Milli kimlikler mücadeleler sonucu oluşuyor. Mücadelelerde “biz kimiz, nereden gelip nereye gidiyoruz” sorularının cevapları da aranıyor.

Biz kimliğimizi binlerce yıllık tarih boyu pek çok mücadeleler sonucunda oluşturduk.

Bizim kimliğimiz belli, evet belli.

Bizim kimliğimiz “Müslüman-Türk” bu tartışma götürmez bir şekilde belli.

Lakin o kimliğin altı dolu mu?

Şu sokağa bir göz atalım o sokakta geçen herkes “Müslüman-Türk” mü?

Ya da şu sokaktaki insanlar ne kadar Türk, ne kadar Müslüman?

Evet, “Müslüman-Türk” kimliğimizin altını doldurabiliyor muyuz? Ya da ne kadar dolduruyoruz?

Soralım kendimize. Biz ne kadar Müslüman’ız,

Yine soralım kendimize biz ne kadar Türk’üz.