Çocuğum biraz zorbalığa uğruyor galiba…” Özellikle o “galiba” kelimesi çok şey anlatıyor. Anne babalar emin olamıyor. Bunu netleştirelim: Her kavga her tartışma zorbalık değildir. Çocuklar arasında çatışma olur; bu gelişimin doğal bir parçasıdır. Bir davranışın zorbalık sayılabilmesi için üç temel özellik gerekir. Olweus’agöre zorbalık; kasıtlıdır, tekrarlayıcıdır ve güç dengesizliği içerir. Yani biri bilerek incitiyordur, bu durum süreklidir ve taraflar eşit değildir. İki çocuğun eşit şekilde tartışması zorbalık değildir. Ama bir çocuğun sürekli dışlanması, küçük düşürülmesi, tehdit edilmesi ya da fiziksel zarar görmesi zorbalıktır. Ve evet, bu durum “çocuk işte” diyerek geçiştirilecek bir mesele değildir.
Zorbalık sadece vurmak değildir. Çoğu zaman anne babalar fiziksel bir iz varsa durumu ciddiye alır. Oysa zorbalık her zaman morluk bırakmaz. Sosyal dışlanma, alay edilme, lakap takılma gibi ilişkisel zorbalık türleri çocuk üzerinde en az fiziksel şiddet kadar yıkıcı etki bırakabilir. Zorbalık fiziksel olabilir; itme, vurma, eşyaya zarar verme şeklinde ortaya çıkabilir. Sözel olabilir; hakaret, tehdit, aşağılama içerebilir. Sosyal olabilir; çocuğun gruptan bilinçli şekilde dışlanması ya da hakkında dedikodu yayılması şeklinde görülebilir. Bir de artık hayatımızın gerçeği olan siber zorbalık var. Mesajlar, sosyal medya paylaşımları, oyun platformları üzerinden yapılan küçük düşürmeler… Özellikle burada çocuk evine sığınamaz; zorbalık adeta cebinde taşınır.
Zorbalık sadece “kötü çocuk” meselesi değildir; bu bir sistem meselesidir. Yetişkin denetiminin zayıf olduğu ortamlarda, empati becerilerinin yeterince desteklenmediği ailelerde, aşırı rekabetçi okul ikliminde ve ev içinde agresif iletişimin model olduğu durumlarda zorbalık daha sık ortaya çıkar. Zorbalık yapan çocukların önemli bir kısmında empati eksikliği ve duygu düzenleme güçlüğü görülür. Zorbalığa maruz kalan çocuklarda ise kaygı, okuldan kaçınma, karın ağrısı, baş ağrısı, içe kapanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen çocuk yaşadığını anlatmaz. Ama bedeni anlatır. “Ben iyiyim” der ama iyi değildir.
Peki anne babalar ne yapmalı? Öncelikle şunu bilmek önemli: Çocuğunuz zorbalığa uğruyorsa bu sizin yetersiz olduğunuz anlamına gelmez. Ama vereceğiniz tepki sürecin yönünü belirler. Hemen problemi çözmeye koşmak yerine önce dinleyin. Çocuğunuzun duygusunu gerçekten duyun. “Bu seni çok üzmüş olmalı” diyebilmek, çoğu zaman sandığımızdan daha iyileştiricidir. Süreçte kahraman olmaya çalışmayın, rehber olun. Okula gidip öfkeyle müdahale etmek yerine, çocuğunuzun sınır koyma becerisini güçlendirin. Onunla birlikte alternatif cümleler üretin, rol oyunları yapın. Okul ile iş birliği kurun; bu bireysel değil, ekip çalışması gerektiren bir konudur.
Şunu ifade etmeliyim: Aile içinde sosyal becerileri desteklenen çocuklar duygusal olarak daha güçlü olur. Duygusunu ifade edebilen, “hayır” diyebilen, sınır koyabilen, gerektiğinde yardım isteyebilen çocuklar zorbalık karşısında daha korunaklıdır. Çünkü sosyal beceri yalnızca arkadaş edinmek değildir; aynı zamanda kendini savunabilmek, çatışmayı yönetebilmek ve özsaygıyı koruyabilmektir. Evde duygular hakkında konuşulan, fikirlerine saygı duyulan, küçük kararlar alma hakkı tanınan çocuklar içsel bir güç geliştirir. Bu güç, onları hem zorbalık yapmaktan hem de zorbalık karşısında tamamen çaresiz hissetmekten korur.
Unutmayalım; çocuklarımızı çatışmasız bir dünyada büyütemeyiz. Hayatın içinde anlaşmazlıklar olacak. Ama onlara güçlü olmanın başkasını ezmek olmadığını öğretebiliriz. Gerçek güç; kendini ve karşındakini incitmeden var olabilmektir. Ve bu eğitim okulda değil, evde başlar.