Küçükken benimle daha fazla ilgilenilsin diye karnımın ağrıdığını sık sık söylediğimi hatırlıyorum.Aslında hasta değildim; sadece görülmek, fark edilmek istiyordum.Ya da okula gitmek istemediğim zamanlardaki bahanelerimi… Peki siz? Hiç ilgi çekmek için, orada olduğunuzu hatırlatmak için masum ama dikkat çekici bir yalan söylediniz mi? Sahiden… yalan söylemeyen var mı?

Yalan, çoğu zaman sandığımız gibi kötü niyetli bir davranış değildir. İnsan, iç dünyasını tehdit eden bir durumla karşılaştığında kendini korumaya çalışır. Yalan da bu koruma yollarından biridir. Bu durum çocuklar için de yetişkinlerden farklı değildir. Çocuk, yalana başvurduğunda çoğu zaman benliğini ve iç dünyasını savunmaya çalışır.

Aynı zamanda yalan, çocukların “Ben kimim, sınırlarım nerede?” sorularını denedikleri bir alandır. Özerk bir birey olduklarını hissetme çabalarının erken bir yansımasıdır. Üstelik bir çocuğun yalan söyleyebilmesi için belirli bir bilişsel olgunluğa ulaşması gerekir. Çocuk, başkalarının düşüncelerinin kendisininkinden farklı olabileceğini fark ettiğinde yalan söyleyebilir.Bu nedenle erken yaşlarda söylenen yalanlar, yetişkin yalanları gibi derin ve planlı değildir. Küçük çocuklar çoğu zaman söylediklerine gerçekten inanır. Okul çağına kadar, özellikle yedi yaş öncesinde, yalan söyleme davranışı tek başına ciddi bir sorun olarak görülmemelidir. Zaten bu yaşlarda çocuğun kullandığı temel araç dildir ve bu araç henüz tam olarak gelişmemiştir.

Peki çocuklar neden yalan söyler?

Araştırmalar; aile tutumlarının, çevresel faktörlerin ve hatta nöropsikolojik özelliklerin bu davranışta etkili olduğunu göstermektedir. Şunu bilmek gerekir: Yalan söylemeyen çocuk yoktur. Yalan çoğu zaman çocuğa yaşadığı çevre tarafından öğretilir ve pekiştirilir.

Sürekli eleştirilen, hata yapmasına izin verilmeyen, korkutularak büyütülen çocuklar yalana daha sık başvurur. Çünkü korkan çocuk, doğruyu söylemeyi değil; cezadan kaçmayı öğrenir.

Bazı çocuklar ilgiyi ve takdiri yalanla sağlamaya çalışır. Bazıları anne-babasını üzmemek, sevgiyi kaybetmemek ya da yüksek beklentileri karşılayabilmek için gerçeği saklar. Yalan, çoğu zaman çocuğun “Başka türlü kabul edilmem” düşüncesinin bir sonucudur.

Yalan söyleyen çocuk karşısında anne-babanın tepkisi son derece belirleyicidir. Küçük çocukların yalanları ahlaki bir kusur olarak değerlendirilmemelidir. Çocuğun, her koşulda sevildiğini hissetmesi en güçlü koruyucu etkendir. Fiziksel ya da sözel şiddet, aşırı baskı ve ceza yalanı azaltmaz; aksine artırır.

“Yalan söyleme” demek yerine, “Doğruyu söyleyebilirsin” demek çocuğa cesaret verir. Takdir konusunda cömert olmak, sadece yanlışları değil doğru davranışları da fark etmek çok kıymetlidir. Ve en önemlisi; anne-babanın dürüstlük konusunda model olması… Çünkü çocuklar söylenenlerden çok, gördüklerini öğrenir.

Çocuk yalan söylediğinde öfkeyle yaklaşmak yerine, neden buna ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmak gerekir. Çoğu zaman yalanın altında kendini yeterli hissetmeme, kabul görme isteği ve düşük benlik saygısı yatar. Çocuğa, hiçbir şeye “eklemeden”, sadece olduğu hâliyle değerli olduğunu hissettirebildiğimizde yalan, bir ihtiyaç olmaktan çıkmaya başlar.