Carl Rogers der ki; “İnsanların bizi olduğumuz gibi seveceklerinden emin olmadığımızda, utangaçlık hissederiz.”

Utangaçlık… Çoğu zaman “pısırıklık” ya da “çekingenlik” diye etiketlenen ama aslında çocuğun iç dünyasından yükselen oldukça hassas bir duygudur. Öncelikle altını çizelim: Utangaçlık bir davranış bozukluğu değildir. Araştırmalar, doğru destekle bu davranışın zaman içinde azalabildiğini gösteriyor. Utangaçlık; olumsuz benlik kavramı, başarısızlık korkusu, olumsuz iç konuşmalarla ilişkilendirilmektedir.Erken yaşlardan itibaren kısıtlı sosyal yaşantı da utangaçlığa zemin hazırlayabilir. Bazı çocuklar yaşıtlarıyla nasıl ilişki kuracaklarını bilmedikleri için; bazıları ise aslında bildikleri halde sonuçlarını kestiremedikleri için çekingen davranabilir.

Okul başarısızlığı da utangaçlığı besleyebilir. Özellikle babanın çocuk hayatında olmaması, uzak ya da ilgisiz olması; çocuğun sosyal gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bugün bu satırları yazan kız çocuğu, bir zamanlar yeni ortamlarda önce etrafı izleyen, düşünen bir çocuktu. Ama arkasında hep bir ses vardı: “Denemekten korkma, ben buradayım.” Babam… Her zaman destekleyen tavrıyla, koşulsuz kabulüyle ve cesaretlendiren duruşuyla birçok adımı atabilmemi sağladı. Hata yaptığımda geri çekilmedi, sustuğumda yerime konuşmadı, ama hazır olduğumda adım atmam için alan açtı.

Eğer ebeveynler: “Benim çocuğum çok usludur” gibi kalıplar yaratıyorsa, sevgiyi koşullu sunuyorsa, aşırı koruyucu davranıyorsa, başkalarının yanında konuşmaya zorluyorsa, utangaç davrandığında azarlıyor ya da alay ediyorsa, sürekli karşılaştırıyorsa, bu tutumlar utangaçlığın artmasına neden olabilir.

Peki anne babalar ne yapsın? Utangaçlığın ne kadar süreceği büyük ölçüde ebeveyn tutumuna bağlıdır. Çocuğu sıkmadan, yavaş yavaş kendi dengesini bulmasına fırsat vermek en sağlıklı yaklaşımdır.

Bilinmeyenle karşılaştığında verdiği tepkinin doğal olduğunu kabul edin.Utangaçlığı azaltmak için sürekli bu davranışa dikkat çekmek, “neden konuşmadın?” demek çocuğu daha da sıkıştırabilir. Çocuğun desteğe ihtiyacı vardır; yargıya değil. Konuşmaya ya da oynamaya zorlamayın. Çocuğu insanlara doğru itmek yerine, kendi seçimiyle yaklaşmasına fırsat tanıyın. Özellikle çocuk adına konuşmaktan kaçının.

Çocuğu hataları karşısında utandırmak, hele ki başkalarının yanında bunu yapmak utangaçlığı artırır. “Utangaç”, “pısırık” gibi etiketler ise zamanla çocuğun kimlik algısına yerleşebilir. Bunun yerine “utangaç davrandığın bir an oldu” diyerek bunun bir kişilik özelliği değil, bir davranış biçimi olduğunu vurgulamak daha sağlıklıdır.Utangaç bir çocukta kendine güven eksikliği ve reddedilme korkusu olup olmadığına bakılmalıdır. Eğer bir güvensizlik varsa, koşulsuz kabul ve sevgi en güçlü ilaçtır.Övgüye layık yönlerini görün ve görünür kılın.Başarabileceği alanlar yaratın.İyi olduğu bir beceride başka bir çocuğa yardımcı olması için öğretmeniyle iş birliği yapın.Bunlar küçük ama etkili adımlardır.

Unutmayalım en önemlisi: Çocuğun duygularını, korkularını hafife almayın. Sebebi ne olursa olsun, o duygu gerçektir. Utangaçlık bir kusur değildir. Çoğu zaman hassas bir kalbin, temkinli bir ruhun işaretidir. Bizler kabul edici bir yerden yaklaştığımızda, duygularımızı şeffaflıkla paylaştığımızda ve onların duygularına alan açtığımızda; çocuk yavaş yavaş kabuğunu bırakır. Ve belki de utangaçlık dediğimiz şey, yerini güvene bırakır.