Geçen haftaki köşe yazımda Yozgat Şehitler Fen Lisesi’ni yazmıştım. Veliler aradı, öğrenciler aradı… Hepsi çok üzgün, çok kaygılı, çok çaresiz. Öğrencilerle, velilerle oturup görüştük. Onlar anlattı, ben dinledim ve o pırıl pırıl gençlere çok üzüldüm.
Okula gitmek istemiyorlar. Koşarak gittikleri okullarına şimdi zorla gidiyorlar. Sınava girecekler ama “Bu sorularla olmaz” diyorlar. Umutları kalmamış, enerjileri sönmüş. O kadar üzüldüm ki…
Nasıl kaybediyoruz gençleri? İşte böyle…
Nasıl kaçıyorlar başka ülkelere? İşte böyle…
Veliler ayrı dertli: “Türkiye’de yapılacak YKS sınavı Yozgat’ta yapılmayacak mı? Bu çocuklar denemelere girmeden nasıl sınava girecek?” diyorlar.
Yapılan denemeler o kadar özensiz ki… Çocukların seviyesinde değil ve siyah beyaz bir kağıda basılmış; çocukları cezbedici hiçbir tarafı yok, diyorlar. Eğitimde fırsat eşitliği nerede peki? Parası olanlar dershanelere, özel deneme kulüplerine giderken; parası olmayanlar ne yapacak?
Çocuklar öğretmenlerine MEB kaynağı olmayan soruları gösteremiyor, çözdüremiyor. Çünkü “kural böyle” deniyor. Bu nasıl kural? Neden bu çocukların önü kesiliyor? Niye çocuklar göz göre göre okuldan soğutuluyor?
Memleketin en iyi okullarından biri olan bu okulun öğretmenleri neden cezalandırılıyor? Neden belirli bir başarı puanıyla gelmiş çocukların geleceği zedeleniyor? Neden her ilde yapılıp sadece Yozgat’ta yapılmıyor?
“Arada o kadar fark var ki MEB’in yayınlarıyla eski yayınlar arasında” diyor çocuklar.
Sınava girecek çocukları motive edeceğimiz yerde, nasıl psikolojilerini bozuyoruz? Nasıl kurban ediyoruz zorbalığa, baskıya? Filler savaşırken çimenlerin ezildiğini fazlasıyla görüyoruz.
Peki bu olaylar olurken STK’lar nerede? Eğitim dernekleri nerede? Yine mi sahipsiz bu memleket, bu çocuklar?
Benim bir çocuğum yok. Şehitler Fen Lisesi’nde okuyan bir yakınım da yok. Ama bu çocuklar bizim. Onlara sahip çıkmak, arkalarında durmak zorundayız. Bu benim insanlık görevim.
O gençler o kadar pırıl pırıl ki… Gelecek vadediyorlar.
Yine söylüyorum; İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın İsmail Altınkaynak’ı severim, saygı duyarım. İnsanlığı mükemmeldir. Ama bir şeyler yapılmalı. Bu böyle olmamalı. Gençler çözüm arıyor, öğretmenlerini istiyor, deneme çözmek istiyor.
“Prosedür böyledir, bazı kurallar vardır, emir büyük yerden gelir…” Anlıyorum. Ama bu çocuklara akademik bilgi de lazım. Bize ilim lazım, bize bilim lazım.
Eğitimde eşitlik yok Sayın Müdürüm. Parası olan özel dershanede, kulüplerde deneme çözebiliyor. Kimse eşitlikten bahsetmesin. Öğretmenler dengi olmayan okullarda, öğrenciler mutsuz, memleket kocaman bir kaos.
Bizim için önemli olan eğitim değil mi? Bir memlekette gençlerin yüzü gülmezse nasıl mutlu olur o memleket?
Bu mesele kimsenin umurunda değil mi? Nasıl ilerleyeceğiz?
Rahmetli Recep Yazıcıoğlu görev yaptığı ilde bir çocuk Anadolu Lisesi’ni kazanıyor. O ilde Anadolu Lisesi yok. Başka bir ile gidecek. Baba ikna olmuyor, “Çocuğumu göndermem” diyor. Yazıcıoğlu da ikna edemiyor. Ertesi gün emir veriyor: “Çocuk okula gelmiyorsa, okul çocuğa gider” diyor. Üç sınıflık okul yaptırıyor. Ertesi yıl beş sınıf oluyor. Sonra kocaman bir Anadolu Lisesi…
Ve o çocuk dünyaca ünlü bir profesör oluyor: Nefrolog Mehmet Kanbay.
Demem o ki; isteyince oluyor.
Bu çocukların morale, düzene, istikrara ihtiyacı var. Her yıl değişen sınav sistemiyle, değişen öğretmenlerle uğraşacak güçleri yok. Zaten bunlarla uğraşmamalılar. Tek dertleri sınav olmalı. Hangi üniversiteyi kazanırım düşüncesi olmalı. Kendimi nasıl geliştiririm derdi olmalı.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ne diyordu:
“Ümidim gençliktedir.”
Ama bugün gençlerin ümidi yok.
Gözlerindeki o ışık çoktan sönmüş.
Ve bu gerçekten çok yazık…