​İnsan bazen düşünmeden edemiyor: Neden uçsuz bucaksız çöllerin ortasında, ne bir nehri ne de yeşilliği olan bu kurak şehir seçildi? Neden son elçi, medeniyetin şatafatlı merkezlerinden birine değil de, “kuş uçmaz kervan geçmez” denilen Mekke’ye gönderildi?
​Mehmet Emin Sütçü’nün satırlarında bu sorunun cevabı hem manevi bir teslimiyet hem de müthiş bir stratejik zeminle açıklanıyor.
Özetle Mekke, Allah’ın ölü topraklara nasıl hayat verdiğinin, değersiz görüleni Kendi katında nasıl en değerli kıldığının yaşayan bir tablosudur
​Mekke, sadece bir çöl şehri değil; Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesişim noktasıdır. “Vasat” (orta/dengeli) bir ümmetin coğrafyası da merkezi olmak zorundaydı. Bu stratejik konum, İslam’ın dünyanın dört bir yanına hızla yayılabilmesi için doğal bir köprü vazifesi görmüştür.
​Tarım ve zanaatın olmadığı bu bölgede geçer akçe ticaretti. Ticaret ise hareket demektir. Allah, mesajını dünyanın her yerine ulaştıracak olan ilk müntesiplerin; yerinde sayan değil, hareket etmeyi seven, dünyayı tanıyan ve dinamik bir yapıda olmasını murat etmişti.
​Belki de en dikkat çekici sebep, Hicaz bölgesindeki merkezi otorite eksikliğidir. Güçlü krallıkların ve baskıcı imparatorlukların olduğu bir yerde, yeni bir nizamın yeşermesi çok daha zor olabilirdi. Mekke’deki bu parçalı yapı, yeni mesajın kalplere ulaşması için gereken o “himaye” ve “hürriyet” boşluğunu sağlamıştır.
​Tüm bu coğrafi, ekonomik ve siyasi sebeplerin ötesinde tek bir gerçek vardır: Allah öyle diledi ve orayı seçti. Kâbe’nin orada olmasıyla başlayan o kadim değer, Hz. Âdem’den Hz. İbrahim’e, oradan da Tevhid Peygamberi’ne uzanan bir şeref zinciridir.
​Sonuç olarak Mekke; en kurak topraktan en gür medeniyetin çıkabileceğinin, değerin topraktan değil ilahi takdirden geldiğinin en somut kanıtıdır.

​NEDEN MEKKE
ÇÖLÜN BAĞRINDAKİ CEVHER

​Kızıl develerin koştuğu diyar,
Kumdan tepelerin sırrıdır Mekke.
Ne bir nehir akar, ne yeşillik var,
İlahi irade nûrudur Mekke.

​Yeryüzü üstünde ilk mabed parktır,
Âdem’le başlayan mukaddes haktır.
İbrahim, İsmail elinde aktır
Müminin namusu , arıdır Mekke.

​Mekke Hakk katında değer bulunca,
Can geldiği toprak İslam dolunca.
Mekan kıymetlenir Hakk’ın olunca,
Hakk din İslam ile diridir Mekke.

​Üç kıta birleşir bu dar eşikte,
Ticaret can bulur, döner keşikte.
Kadim bir sevdadır kutsal beşikte,
İlk ve son Nebinin yâridir Mekke.

​Burada beşerî bir hüküm yoktur,
Gönül fethetmeye imkânı çoktur.
Batıla atılan en keskin oktur,
Tevhid sancağının yeridir Mekke.

​İnsan değerini İslam’dan alır,
İmansız topraklar sahipsiz kalır.
Mekke’yi bilenler Hakk’ı da bilir,
Müslüman dünyanın, varıdır Mekke.

​Arasbora der ki; hikmet derinden,
Nebi mührün vurdu kutlu yerinden.
Seçilmiş beldedir dünya serinden,
İslam’ın sönmeyen feridir Mekke.