Eğer evinizde sınava hazırlanan bir çocuk ya da genç varsa, bu yazı size tanıdık gelecektir. “Aslında çalışıyor ama sınavda yapamıyor” cümlesini en az bir kez kurmuş olabilirsiniz. İşte tam da bu noktada karşımıza çıkan şey, çoğu zaman sınavın kendisi değil; sınav kaygısıdır.

Kaygı, hepimizin zaman zaman yaşadığı doğal bir duygudur. Tehlike algıladığımızda ya da belirsizlikle karşılaştığımızda ortaya çıkar. Sınav kaygısı ise, kişinin başarısız olacağı düşüncesiyle yaşadığı yoğun gerginlik hâlidir.Şunu net bir şekilde söylemek gerekir: Yüksek kaygı öğrenmeyi zorlaştırır, dikkati dağıtır ve zihnin üretkenliğini azaltır. İlginçtir; basit konularda orta düzey kaygı bazen motive edici olabilirken, iş daha karmaşık öğrenmelere geldiğinde düşük kaygı çok daha işlevseldir. Yani “biraz heyecan iyidir” ama fazlası yük olur.

Sınav sonrasında da kaygının etkisi devam eder. Yüksek sınav kaygısı yaşayan çocuklar başarısızlıklarını genellikle kendilerine yükler: “Yetersizim, yapamıyorum.” Oysa kaygısı daha düşük olan çocuklar durumu dış etkenlerle açıklar: “Sınav zordu, zaman yetmedi.” Bu fark, özgüven açısından oldukça belirleyicidir.

Peki bu kaygı nereden geliyor? Çocuk kendini güvende hissetmediğinde, yeterli olmadığına inandığında kaygı artar. Sürekli eleştirilen, sık sık başkalarıyla kıyaslanan, “daha iyisi olmalı” mesajı verilen çocuklar zamanla hata yapmaktan korkar hâle gelir. Otoriter ve baskıcı ebeveyn tutumları, sınav kaygısının en güçlü besleyicilerinden biridir. Bir de çevredeki kaygılı yetişkinler… Kaygı, ne yazık ki öğrenilen bir duygudur.

Burada anne babalara önemli bir parantez açmak gerekiyor. Çocuğun her sorununu onun yerine çözmeye çalışmak, niyet iyi olsa da uzun vadede işe yaramaz. Asıl ihtiyaç, çocuğun sorunla baş etmeyi öğrenirken yanında olduğunuzu hissetmesidir. “Ben buradayım” duygusu, kaygıyı azaltan en güçlü mesajlardan biridir.

Bir diğer önemli nokta, çocuğa verilen mesajlardır. Sınav dönemlerinde evde sürekli sınav konuşulması, her sohbetin derslere bağlanması kaygıyı besler. Hayatın sadece sınavdan ibaret olmadığını hissetmek, çocuğun yükünü hafifletir.

Anne babaların kendi kaygılarını da fark etmesi gerekir. Siz ne kadar endişeliyseniz, çocuğunuz da o kadar endişeli olur. Çocuğunuzun yanında sürekli “Ya olmazsa?”, “Bu sınav çok önemli” gibi cümleler kurmak, farkında olmadan kaygıyı artırır. Belki de bazen durup şunu sormak gerekir: Biz mi sınava giriyoruz, yoksa çocuğumuz mu?

Kaygı mutlaka konuşulmalıdır. Çocuğun hissettiklerini küçümsemeden dinlemek, çözüm vermeye çalışmadan önce anlamaya çalışmak çok kıymetlidir. “Böyle hissetmemelisin” demek yerine “Böyle hissetmen anlaşılır” demek, çocuğun rahatlamasını sağlar. Çünkü anlaşılmak, kaygının en büyük panzehirlerinden biridir.

Ayrıca başarıyı kişilikle özdeşleştirmemek gerekir. Sınav sonuçları ne olursa olsun, çocuğun değerli olduğu mesajını net bir şekilde almak zorundadır. Sevginin ve kabulün koşula bağlandığı bir ortamda çocuk kendini güvende hissedemez. Güvende hissetmeyen çocuk ise potansiyelini ortaya koymakta zorlanır.Unutmayalım; sınavlar gelip geçer ama çocuğun kendine dair oluşturduğu algı kalıcıdır. Anne baba olarak bıraktığınız iz, çoğu zaman sınav sonucundan çok daha etkilidir.