-Müslüman’ız Elhamdilüllah.

-Ne zamandan beri.?

-Doğduğumuzdan beri.

-Müslümanlığı kimden nasıl öğrendiniz?.

-Küçükken annem babam bazı şeyler söylerlerdi. Mesela: “Kimin kulusun, kimin ümmetisin, bizi kim yarattı, Peygamberimiz kim, Nerede doğdu, nerede yaşadı” gibi.

-Bu kadar mı?

-Daha sonra yaz tatillerinde hocaya, Kur’an kursuna gittim, orada da bazı duaların yanı sıra bazı bilgiler de verirlerdi. “Cennet-cehennem, günah-sevap” gibi.

-Peki, bu bilgiler senin için sonradan yeterli geliyor mu?

-Allah’ımızı, Peygamberimizi biliyoruz. Ve inanıyoruz. Başka bir şeyler bilmemize gerek var mı?

-Bu bilgiler yetersiz değil mi?

-Bana yetiyor.

-Peki, genellikle insanlar dinini ve dini bilgilerini bu şekilde mi alıyor?.

-Herhalde böyle oluyor. Fakat bazı aileler, çevrelerinde bulunan bazı özel Kur’an kurslarına ve buna benzer eğitim veren yerlere gönderiyorlar. Çocuklar herhalde orada daha iyi yetişiyordur.

-Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda din eğitimi verilmiyor mu?

-Elbet veriliyor, orada da çocuklarımız bilgi ediniyorlar.

-Yani bu alınan bilgileri siz yeterli buluyorsunuz?.

-Vallahi ben sade bir müslümanım. Allah’ımı, Kitabımı ve Peygamberimi bilirim. Daha fazla derinlemesine bilmek gerekiyor mu? Onu da pek bilemiyorum.

-Sokaktaki tüm insanlar bu şekilde dini bilgiler alıyorlar fakat buna karşılık ise herkes dini hayattan ve din adamlarından şikâyetçi oluyor. Bunun sebebi nedir?.

-Bir takım yanlışlar oluyor. İnanmış görünen insanlardan beklenmeyen davranışlar görüyoruz. Bu şikâyetler belki de o yüzdendir.

-Bu bahsettiğin öğrenme ve bilgi edinme şekli ile bir mühendis yeterli bir şekilde yetişebilir mi? Yani anne ve babadan bazı bilgiler, sonra mahalle muhtarından mahalle bakkalından bazı bilgiler, bir iki ufak tefek kitap okuyarak.

-Öyle şey olmaz. Mühendislik işinin inceliklerini evden, sokaktan vs. öğrenemez. Bu şekilde mühendis yetişmez sanırım. Öylesine üç beş bilgi ile oradan buradan öğrenilen şeylerle bir insan mühendis olup 5 katlı bir bina planı çizebilir mi? Bunun için yoğun bir eğitim ve konu ile ilgili çok sayıda kitap okunması ve iyi hocalardan ders alması lazım ki iyi bir mühendis olabilsin.

Hatta okuldan çıkar çıkmaz da hemen mühendis olunmaz. Tatbikat, uygulama ve saha çalışmaları gerekir.

Öyle kolayına mühendis olunmuyor.

-Peki, bu misalimizi, bir hukukçu, bir öğretim görevlisi, bir idareci için de düşünebilir miyiz?

-Elbette düşünülebilir. Dirsek çürütmeden kolayına bir meslek sahibi olunmuyor. Olmazda.

-Hatta Profesörler ve mesleğinde çok ileri gidenler hayat boyu eğitimlerine devam ediyorlar. Dünyadaki benzer yayınları da takip ediyorlar. Bilimsel toplantılara katılıyorlar. Mesleklerinin inceliklerini öğreniyorlar.

-Peki, hal böyle olunca, madem bir mühendis, bir hukukçu, Öğretim görevlisi bir idareci öyle kolayına yetişmiyorsa. Ülkemizde din adamları hangi eğitimlerden geçerek din adamı oluyorlar.

Biraz geriye giderek bakalım. Cumhuriyetle birlikte, din eğitimi veren, din adamı yetiştiren tüm kurumlar kapatılmış ve pek çok şey yasaklanmıştı.

Göstermelik olarak açılan İmam-Hatip okulları ise hem dini tedrisat bakımından, hem de sayı bakımından dini bilgileri sağlam insan yetiştirmek yerine adeta yasak savmak kabilinden açılmış okullar olarak değerlendirilmelidir.

Yapılan uygulamalarla hem din adamı yetiştirilmesi-yetişmesi aksamış hem de insanımızın dini konuda bilgi edinmesinin yolları da kapanmıştı. Bundan 50 sene önce kaç tane İmam-Hatip mezunu din adamı vardı. Cami hocalarının pek çoğu orada burada bir takım dini bilgiler almış ve çeşitli köylerde, kasabalarda mahallelerde görev almışlardı. (Benim babam İmam’dı ve Tefsir dersleri de verirdi. Hocalığı ve dini bilgileri hapishanede öğrenmişti)

Ayrıca her 23 Nisan bayramlarında yapılan merasimlerde eski kılık ve kıyafetlerden tutunda eğitim sistemi Kur’an okuma metodu vs. gibi hususlar sürekli kötülendi, sürekli aşağılandı, sürekli eleştiriye tabi tutuldu.

Bu yolla insanların dini bilgi edinmeleri önemli ölçüde engellenmiştir.

Bu insanlar (Din görevlileri ve Müslümanlar) elbette samimi ve inanmış insanlardı, İnançları konusunda kimse bir şey söyleyemez. Yapılan yanlış ve eksikleri göz önüne aldığımızda ise sadece Bilgi eksikliğinden söz edilebilir. Devlet-i Aliyye zamanında her evde bir “Muhammediye” kitabı varken ve sürekli okunurken ve en çok okunan kitap iken bu gün kaç evde “Muhammediye” kitabı vardır. Varlığından dahi haberdar olmadığımız bu kitabı bu gün kaç kişi okumuştur.

İnanmış insanları eleştirenler vermedikleri şeyleri ve kendi yapamadıkları şeyleri Müslümanlardan istemektedirler. Bu çok yanlış bir yaklaşımdır.

“Elhamdülillah Müslümanım” demek elbette en başta gerekli olan ifadedir fakat altı doldurulamayan ve bilgi ile takviye edilemeyen bir inanış ne kadar çevreye örnek olabilir. İşte bütün mesele burada düğümleniyor..