Bizim İnsanımız Dürüsttür

** Bizim insanımız karşısındakine, acaba yalan mı söylüyor-doğru mu söylüyor diye su-i zanda bulunmaktan utanır. Böyle bir şeyi aklına bile getirmezdi.

** Osmanlı devletimiz döneminde; herkesin devlete bir can borcu olduğuna inanılır ve bu borcunu şu ya da bu şekilde ödemekten çekinmezlerdi. Hiç kimse devlet için şu ya da bu şekilde canını vermekten dolayı yeise kapılmazlardı. Bu durum herhangi bir köydeki bir köylü ile devletin başındaki padişah için de aynı idi.

** Bu insanlardaki duygu nasıl bir duygudur, terbiyedir, anlayıştır ki; kapıdaki köpeklerin yalını (yiyeceği şey), ahırdaki ineklerin yemini vermeden kendi yemeğini yemeyen köydeki insanımız. Evet; Herkesin köylü-cahil gördüğü bu insanlar bu görgüyü nereden aldı, nerede nasıl yetişti, kim yetiştirdi?

** Fikrî bakımdan hangi kaynaktan besleniyorlardı da böylesine dürüst, böyle iyi düşünen böyle düşüncelerle doluydular. Böyle bir atmosferde yoğrulan o eski insanlar nasıl bir eğitim almışlardı ki dürüst ve ahlaklı oluyorlardı.

** Herat'tan Bosna'ya kadar bu topraklardaki medeniyet hamlesinin faili Türk'tür, bu medeniyetin dili Türkçedir. Bu durum asla göz ardı edilmemelidir.

** Viyana kapılarına kadar giden âşıklar ordusu, yoldaşlarına soyunu sopunu sormadı. Hepsi el birliği ile Türk üslûbunu inşa etti. Onların çocukları, bu büyük hikâyeyi sahiplendi. Malazgirt'ten Çanakkale'ye devam eden aynı hikâye. Öznesi Türk, dili Türkçe.

** "Canından çok sevmedikçe gerçekten sevmiş olmazsın" diyen Peygamber efendimizin sözünü hayatının ilkesi yapmak. Yurdunu, milletini özünden çok sevmek. Gerektiğinde cephede can vermek. Can verme sırrına ermek.

** Muhyiddin Kafiyeci gibi; (Ö: 1474) “Zeydün Kaimun” (Zeyd Ayaktadır) önermesinin tahliline dair yorumlarda dil, varlık ve bilgi felsefesi iç içe yüzonüç (113) çeşitli yorum getiren insanlar vardı.

** Gösteriş gibi yapmamak, gösterişten kaçınmak. Havayı solur gibi içten yaşamak. Teheccüd Namazına kalktığını türkülerde gizlemek:

“Kalenin ardındayım

Saatin dördündeyim

Eller tatlı uykuda

Ben senin derdindeyim.”

deyip inlemek.

** “Kağızman’dan ısmarladım nar gele

Gümüş kemer ince bele dar gele.”

Derken bile nazik bir mahcubiyetle

“Yüklü” (hamile) olduğunu ifade eden bir anlayış.

** Her geleni Hızır bilmek, "Tanrı misafiri" parolasını söyleyen herkese kapıları açmak. Gecede gündüzde, ete kemiğe bürünüp misafir suretinde görüneni aziz bilmek.

** Osmanlı icadı olan, “Hilye-i Şerif” evlere asılırdı. Bu sayede Peygamberimizin o eve temsili olarak misafir geldiğini ifade ederdi.

** Elde güzel çoktur aldanmamak gerek. Evdeki güzelin kadrini bilmek gerek diye düşünülür, öyle tavsiye edilirdi.

** Tekbiri Itri gibi söylemekten; ezanı, Kuran'ı İstanbul tarzında dinlemekten zevk alınırdı. Ayağını kıbleye doğru uzatmamak.

Kuran'ı belden aşağıda tutmamak.

Nimete hürmet etmek. Sofradaki ekmek kırıntılarını parmağıyla tek tek toplamak. Günlük adettendi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kenan Eroğlu Arşivi

Bazı Konular var ki..

29/06/2026 01:20

Milli Şuurun Önemi

25/05/2026 02:50