Bismillah…

Bir memleket gazetesinde yazmak memleketle aranıza bir köprü olur. Köprüler, kıtaları kıtalara; yolları yollara bağladığı gibi duygular arasında varolan görünmez köprüler de duyguyu duyguya bağlar, hasreti vuslata çevirir.

Memleketim Yozgat’tan ayrıla uzun yıllar oldu. Bilirsiniz memleket hasreti üzerine ne şiirler ne türküler söylenmiştir. Tam da bu noktadan hareketle bu mecranın beni yeniden memleketimle hemhal kılmaya vesile olacak bir köprü olacağını bilerek bismillah dedim ve yazmak için kolları sıvadım.

Yazmak bir gayrettir, yazmak bir emektir, yazmak söylenecek onca şey varken sus(a)mamaktır.

Yazmak elbette biraz da içe doğru yapılan bir yolculuktur.

“Evrenin yanıtlarını bulmak için kendi içine bak” diyen Buda “kendi lamban ol, başka sığınak arama” diye devam eder ve insanın içsel yolculuğunun önemine dikkat çeker. İnsanın kendi içinde bir alem olduğu düşünüldüğünde, onun sorgulamaya kendinden başlaması oldukça anlamlı ve fakat çoğu zaman sonradan fark edilen bir başlangıç noktasıdır. Kierkegaard’ın “Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir?” sorusu insanın anlam arayışına dair anlamlı bir sorgulama, siyahi baterist Miles Davis’in “insanın kendi gibi çalmasını öğrenmesi oldukça uzun zaman alır” tespiti ise insanın içsel yolculuğunun hiç de kolay, hiç de kısa olmayacağını vurgulaması açısından kayda değer değil midir?

Yazıyorum; çünkü içime doğru başlayan bir yolculuğun durağıdır yazmak, yazıyorum; çünkü kendime tuttuğum bir aynanın adıdır yazmak. Aynı zamanda bir sorumluluğun ve bir fikri taşımanın ifade biçimidir yazmak.

Yazmak dedik ama Sokrates hayatı boyunca tek bir satır bile yazmaz ve yazmanın bilgiyi hapsettiği için tehlikeli olduğunu düşünür. Üstada bu konuda katılamıyorum çünkü, yazmayı insanın içine doğru yaptığı yolculukta bir durak olarak görüyorum. Yeri değil belki ama ünlü savunmasında –ki her çağda geçerli olacak ibretlik gerçekleri içermektedir- “Beyler iyi nam salmak bir yana, bir yargıcı bilgilendirerek ikna etmektense, ona yalvararak beraat etmeye çalışmak bana pek adil gelmiyor. Yargıç, adaleti lütuf gibi dağıtmak için değil, yasalara göre hüküm vermek için o mevkie getirilir. Hatta hoşuna gidenlere lütufkar davranacağına değil, yasalara göre karar vereceğine yemin eder." (Sokrates’in savunması, Türkiye iş bankası yayınları, sf.55) diyen bir “adamın” düşüncesi de elbette kolayca yabana atılamaz. O, sözün gücüne inanmıştı.

Neyse yazmaya başladık ve arasıra buradan buluşacağız nihayetinde. Hukukçu kimliğimden dolayı yazı serüvenimizin daha çok hukuk düzleminde olacağını düşünüyorum ama yazının beni bazen nereye götüreceğini de kestiremiyorum. Yılmaz Erdoğan bir şiirinde “yol bir durma biçimidir” diyordu, O’ndan mülhem biz de “yazı bir yolculuk biçimidir” diyelim.

Bu vesileyle herkese merhaba diyorum…