Bir bayramı daha geride bıraktık…
Temennim, duam, dileğim şu: sadece bayram günlerinde değil, her günümüz huzurla, sükûnetle, sağlıkla, mutlulukla ve umutla dolsun. Özellikle gönül dünyamız, bayram sabahlarının o tarifsiz iklimini yılın her gününde taşısın.
Evet, dünya kolay bir yer değil. Ateş çemberi daralmıyor. Savaşlar bitmiyor. Acılar eksik olmuyor. İnsanlık, bir yanıyla sürekli sınanıyor. Ama insan geriye dönüp baktığında; 100 yıl, 200 yıl, 300 yıl öncesine gittiğinde de aynı gerçekle karşılaşıyor: Dünyada hep sancı vardı, hep mücadele vardı, hep huzursuzluk vardı. Demek ki hayatın bir tarafında bu var. Fakat hayatın tamamını buna teslim etmek de doğru değil. Çünkü insan, kalan büyük kısmı umutla yaşamak zorunda. Başka çaremiz yok. Başka türlü ayakta kalamayız.
Hayat elbette bir mücadeledir ama sadece mücadeleden ibaret değildir. Hayat, aynı zamanda umut etmektir. Sevmektir. Beklemektir. Sabretmektir. Yarına inanabilmektir.
Ne yazık ki Yozgat, bu Ramazan Bayramı’nda gençlerimizin vefatıyla sarsıldı. Yozgat merkezde, Çekerek’te, Sarıkaya’da meydana gelen elim trafik kazalarında genç kardeşlerimizi kaybettik. Her birine Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Evlat acısı… Dünyadaki en ağır imtihanlardan biri. Belki de en büyüğü. Bir anne babanın yüreğine düşen o ateşi bu dünyada söndürebilecek bir söz yok. Hiçbir cümle o yangını dindirmeye yetmez. Biz sadece dua edebiliriz. Rabbim, bu sabrı o ailelere lütfetsin. İnşallah bu büyük imtihan, onları ahirette evlatlarıyla sonsuz huzura ulaştıran bir vesile olur.
Yozgat’a genel olarak baktığımızda ise, acı haberlerin gölgesine rağmen şehirde huzurlu bir bayram iklimi de hissedildi. Ramazan’ın maneviyatı, bayramın sıcaklığıyla birleşti. Siyasetçisinden esnafına, sivil toplum temsilcisinden sade vatandaşına kadar birçok kesim bu güzel iklimin içinde yer aldı.
Ama bana göre bu bayramın en kıymetli tarafı, kapılarımızı çalan çocukların sesi oldu.
“Bayramınız mübarek olsun…”
“İyi bayramlar…”

İşte bayramı bayram yapan tam da bu. O küçük eller, o mahcup gülüşler, o tertemiz sesler… Demek ki bir topluma dokunduğunuzda, karşılığını alıyorsunuz. Küçük kalplere bırakılan izler, büyük toplumsal hafızalar oluşturuyor.
Bu noktada okullarda Ramazan ayına dönük etkinliklerin yapılmasını da kıymetli buluyorum. Maneviyat, çocuk yaşta tanışıldığında kök tutar. Keşke bu tür adımlar daha önce atılabilseydi. Belki istendi de şartlar el vermedi. Türkiye gibi büyük ve çok katmanlı bir ülkede, görünenin arkasında görünmeyen nice etken var. Biz çoğu zaman meseleleri yasama, yürütme, yargı üçlüsüyle açıklamaya çalışıyoruz ama devlet yönetiminin görünmeyen taraflarında çok daha fazla dinamik olduğuna inanıyorum. Yine de duamız aynı, Allah bu millete gerçek anlamda huzuru, özgürlüğü ve adaleti tam manasıyla yaşayacağı günleri nasip etsin.
Bayramla birlikte bir başka gerçek daha ortaya çıktı: yolların kalabalığı.
Bir haftalık ara tatil, peşine eklenen Ramazan Bayramı tatili… İnsanlar sevdiklerine kavuşmak için yollara düştü. Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Yozgat’ta ve Yozgat’ın güzergahında bulunduğu Ankara-Kırıkkale-Samsun hattında da ciddi yoğunluklar yaşandı. Aslında yollardaki bu hareket biraz da hayatın bereketidir. İnsanların hala birbirine gitmek istemesi, sılaya düşmesi, aile sofrasına yetişme telaşı taşıması, bu toplumun hala diri olduğunun göstergesidir.
İçişleri Bakanlığı’nın son yıllarda trafik konusunda ciddi tedbirler aldığını da teslim etmek gerekiyor. Evet, zaman zaman bazı cezalar vatandaşa ağır ya da çelişkili gelebiliyor. Bu eleştirilerde haklılık payı da olabilir. Ama genel tabloya baktığımızda, alınan önlemlerin küçümsenmeyecek bir karşılığı olduğu açık. Buna rağmen kazalar yaşanıyor, canlar yanıyor, ocaklar sönüyor. Demek ki sadece cezayla değil, kültürle, eğitimle, farkındalıkla da bu meseleyi beslemek gerekiyor.
Nasıl ki Ramazan etkinlikleriyle çocukların gönlüne dokunuluyorsa, trafik konusunda da daha güçlü toplumsal bilinç çalışmaları yapılmalı. Çünkü trafik sadece yol meselesi değil; hayat meselesidir. Direksiyon başındaki tutum, aslında insanın hayata bakışını da gösterir.
Bayram geçti…
Geride sevinçler kaldı, hüzünler kaldı, dualar kaldı, yarım kalan cümleler kaldı.
Ama en çok da şunu bir kez daha gördük: Bu millet, bütün acılarına rağmen umudu elinden bırakmıyor.
Belki de bizi ayakta tutan tam olarak budur.