Bir Tarih, Bin Yara

Abone Ol

6 Şubat sabahı saat 04.17’de, biz yalnızca bir depremle uyanmadık. O an, güven dediğimiz şey yerinden oynadı; evlerimizle birlikte alışkanlıklarımız, sessizliğimiz ve gündelik hayatın kesinliği çöktü.Kahramanmaraş merkezli bu sarsıntı; Hatay’dan Adıyaman’a, Malatya’dan Gaziantep’e, Şanlıurfa’dan Diyarbakır’a, Adana’dan Osmaniye’ye, Kilis ve Elazığ’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada aynı anda hissedildi. Türkiye, aynı anda aynı korkuya uyandı. Zaman, o sabah hepimiz için aynı yerde durdu. O sessizlikte kalbimiz,birbirini hiç tanımayan milyonlarca insanla aynı ritimde attı.Deprem anı, bireysel bir deneyim olmaktan çıktı ve kolektif bir travmaya dönüştü. Milyonlarca insan, aynı soruyla nefesini tuttu: Sesimi duyan var mı? Bu cümle, enkaz altından yükselen bir yardım çağrısı olduğu kadar, bizim birbirimize yönelttiğimiz bir vicdan sorusuydu. Duyuyor muyuz, yetişiyor muyuz, birbirimizi gerçekten görüyor muyuz?Akademik olarak afetler “doğal” başlığı altında tanımlanır. Ancak 6 Şubat bize bir kez daha gösterdi ki yıkımın boyutu toplumsaldır.

Antakya’nın sessiz sokaklarında,Adıyaman’ınyarım kalan sabahlarında,Malatya’nın yıkılan mahallelerinde ve Kahramanmaraş’ın enkazlarında çöken yalnızca beton değildi;hayatlar, anılar ve süreklilik duygusuydu. Travma, sadece deprem bölgesinde yaşayanların değil, tanık olan tüm toplumun ortak yüküne dönüştü. Bir fotoğrafa bakarken, kilometrelerce uzaktan boğazımızın düğümlenmesi, işte bu ortak yükün sessiz ifadesiydi. Enkazdan çıkarılan her insan, sadece bir sayı değil; bir umut, bir gelecek ve bir bütünün parçasıydı. Saatler sonra gelen her nefes, vazgeçmemenin ve insan iradesinin somut karşılığıydı. Tek bir can bile, her şeyin bitmediğini hatırlatmaya yetti.Ve bu mücadelenin içinde yalnızca insanlar yoktu. Arama-kurtarma çalışmalarında köpeklerin iz sürdüğünü, kedilerin enkaz başlarında sessizce beklediğini gördük. Yaşamı savunma refleksi, türler arasında bir ayrım tanımadı. İnsan gücünün yetmediği yerde, doğanın kendi içindeki dayanışması devreye girdi. O gün, hayatın birlikte korunabileceğini gördük.Türkiye, bu felaketle birlikte kolektif yas kavramını derinden deneyimledi.Kilis’te bir annenin bekleyişiyle, Adana’da yardım kamyonu hazırlayan bir gencin kaygısı aynı duyguda buluştu. Hiç tanımadığımız insanların kaybına ağladık, hiç gitmediğimiz şehirler için kalbimiz sıkıştı. Sosyolojik olarak bu, bir toplumun ortak empati alanı oluşturabilme kapasitesidir. Acı, sınırları aştı; kimlikleri, şehirleri ve mesafeleri anlamsızlaştırdı.Ancak biliyoruz ki iyileşme, unutmakla değil; hatırlamakla mümkündür. 6 Şubat’ı anmak, yalnızca geçmişe bakmak değil; geleceğe karşı sorumluluk almaktır. Daha güvenli şehirler, daha bilinçli tercihler ve daha güçlü bir dayanışma kültürü ancak bu hafızayla kurulabilir.Bugün hâlâ aynı soru kulaklarımızda yankılanıyor: Sesimi duyan var mı?Biz duyduk. Biz gördük. Biz buradayız. Ve bu yaraları, ancak birlikte sarabileceğimizi biliyoruz.6 Şubat, artık sadece bir tarih değil; ortak vicdanımızın, insanlığımızın ve dayanışma irademizin adıdır.

Unutmadık, unutmayacağız.