Ego…Olumsuz bir kelime gibi anılır; kibir, bencillik, küstahlıkla yan yana konur. Oysa insanın doğuştan değil, çocukluktan itibaren şekillenen yapı taşıdır. Aile ortamı, kültürel kodlar, sosyal çevre, başarılar, travmalar ve öğrenilmiş davranışların toplamı ego kimliğimizi örer. Bilimsel açıdan ego, zihnin “gerçeklik denetimi” yapan kısmıdır; psikolojide benlik algımızın temelidir. Felsefi açıdan ise, insanın “kendini bilme” yolculuğundaki ilk duraktır. Ego sandığımız kadar kötü değil; sadece yönetilmediğinde bizi yönetir.
Bireysel düzeyde ego, özsaygı ve özgüvenle iç içedir. Kişi kendini değersiz hissettiğinde ego savunmaya geçer; dışarıdan gelecek her eleştiri tehdit gibi algılanır. Bu noktada “beni sevmiyorlar”,“yeterince değer vermiyorlar”, “hep ben çabalıyorum” serzenişleri yükselir. Aslında tüm bu cümlelerin ardında görülme, duyulma ve kabul edilme ihtiyacı yatar. Toplumsal açıdan bakıldığında ego, her kültürde farklı şekillerde beslenir. Bazı toplumlar başarıyı yücelterek egoyu şişirirken, bazıları itaat ve uyumla ego ifadelerini bastırır. Kimi kültürde “ben” demek ayıplanır; kimindeyse “ben”in önüne hiçbir şey geçmez. Böylece ego, içinde yaşadığımız sosyolojinin bir aynasına dönüşür.
Bilimsel araştırmalar, egonun aslında hayatta kalma mekanizması olduğunu söyler. Tehlikeyi algılar, savunma üretir, bireyin kendini korumasını sağlar. Fakat işte tam burada ince bir çizgi başlar: Ego korunmaya çalışırken çoğu zaman büyüyemez. Öte yandan yüksek benlik —felsefenin ve modern psikolojinin kesiştiği bilinç alanı— egonun ötesine geçen farkındalıktır. Yüksek benlik, duyguları yargılamadan gözlemler, başkalarının davranışlarını kişisel algılamaz. Çünkü bilir ki herkes kendi iç dünyasının seviyesinde davranır. Yetersiz sevgi öğrenmiş biri, yeterli sevgi veremez; sorumluluk almayı hiç öğrenmemiş biri, yüzleşmeyi de bilmez.
Ego konuştuğunda öfke, onay arayışı, ani duygu geçişleri ortaya çıkar. Yüksek benlik konuştuğunda ise tepkiler yerine bilinçli seçimler belirir. Toplumsal ilişkilerde bu fark belirgindir: Ego karşılık bekler, yüksek benlik ise anlar. Ego sınır çizer, yüksek benlik sınırlarına bilinçle sahip çıkar. Ego kırılır; yüksek benlik kırılmayı dahi büyüme fırsatı görür.
Egonun sesini fark etmek, onu susturmak değil; disipline etmektir. Çünkü ego yok olursa birey de dağılır. Ama ego yönetilirse, onun ardındaki özgür alan açılır. İnsan kendi duygularını incitmeden yaşayabilir, olaylara daha geniş bir pencereden bakabilir. Egoyu tanıyan ve yüksek benliğiyle konuşabilen kişinin ruhu hafifler; dünyayı tehdit değil, deneyim olarak görmeye başlar. İşte gerçek özgürlük burada filizlenir.
Dini öğretilerde EGO “nefs” olarak karşılık bulur. Nefsin makamları arasında en düşük olanı tepkisel, öfkeli ve benmerkezci hâlidir; bu hâl insanı kolayca yanlışa sürükler. Ancak kişi farkındalık, sabır, şükür ve tefekkürle nefsini terbiye ettikçe, iç yolculuğunda yüksekliğe benliğe benzer bilinç alanı belirir.